27 Eylül 2023 Çarşamba

istanbulspor - Galatasaray


Bu seneyi anlayabilmemiz için geçen sezonki Galatasaray'ın organizasyonunu iyi anlamamız gerekiyor. Galatasaray geçen sezon ön alan baskısını kusursuza yakın yaptı ve karşılığını şampiyonlukla aldı. Icardi'nin liderliğinde, Mertens - Kerem - Rashica'nın rakip kaleci ve stoperlere muazzam press'i ve dönen topları da Torreira gibi bir oyuncunun toplamasıyla rakiplerine çoğu maç nefes aldırmadı.

Bu sezon kadro değişti. Galatasaray çok daha yetenekli bir kadro kurdu. Ziyech ve Zaha'nın forma girip kadroya girmesiyle bu ön alan baskısını geçen seneki gibi bekleyemeyiz. Şu an geçen sezon kadroda olan oyuncular bile oseviyeye çıkmış değil.

Dolayısıyla Galatasaray'ın başka bir oyuna geçmesi şart. Sezon başladıktan sonra farklı bir stratejiye geçiş ne kadar olur bilinmez ama İstanbulspor maçında gördük ki Galatasaray kapalı savunmalara karşı seti yeterli oynayamıyor. Bu geçen sezon da böyleydi. Üzerine gelen, baskı kuran takımlara karşı kaptığı toplar ile çok daha etkili Galatasaray. 

Galatasaray eminim ön alan baskısını yeniden canlandıracaktır ve geçen sezon kadar olmasa da bir seviyeye getirecektir ancak bu oyunun yanına bir oyun daha eklemesi gerekir. 

Eminim Okan hoca da bunun farkındadır ve şu an mesaisinin büyük bölümünü buna ayırıyordur.

Aynı zamanda henüz fiziksel olarak peak noktasına ulaşmaya takımın, 3 günde bir maç yapması ve zeminin tarlaya yakın olması da maçı zor soktu. 

Uzun lafın kısası; press oyununun yanına bir de pas oyununun üzerine düşülmeli ki özellikle Rams Arena'da olmayan maçlar için de bir plan geliştirilmeli.

Pas oyunu denilen aslında sürekli topa sahip olma anlayışından daha çok, sete oturulduğunda organizasyonun güçlendirilmesi ve daha kalıpları belli hücumlar geliştirilmesi. Galatasaray'ın artık birden fazla stratejiye ihtiyacı var.


4 Eylül 2023 Pazartesi

VECINO YANGINI

Her basın toplantısında dile getirilen "Direk gelip katkı sağlayacak bir 8 numara" tanımına asla uymayan bir isim olan Vecino dün Galatasaray ile anlaştı haberleri hepimizin tepkisini çekti.

Bu tepkide beklentinin yüksek olmasının payı olsa da, çoğumuzun tepki gösterdiği nokta, oyuncunun yaşı, son 2 senede ilk 11 sayısının azlığı, sakatlık geçmişi ve maliyeti. 32 yaşındaki bir oyuncuya 2 milyon üstü 2+1'den sözleşme yapmak büyük saçmalık. Bu durumda en azından yerli olan Berkan'ın takımda tutulması daha mantıklı olmaz mıydı?

Çok samimi söylüyorum ki hiç transfer yapılmaması bile bu transferden daha karlı olacaktır. 

Bu konuda Galatasaray taraftarının duruşunu taktir etmemek de olmaz. Diğer çoğu kulübe göre "vardır bir bildikleri" demeyip, transferin olumlu olumsuz yanlarını tartıp tepki göstermek, kısacası biat etmemek Galatasaray'ın en büyük gücü diye düşünüyorum. 

Akıl koyarak ses çıkarmak, daha iyisi için hep arayışta olmak, önüne koyanı düşünmeden kabul etmemek belki de Galatasaray'ı diğer kulüplerden ayıran en büyük özelliği. 

Teknik taraftan bakacak olursak, Daha geçmiş sezon bitmeden takımın en eksik bölgesinin daha dinamik bir 8 numara olduğu aşikardı. Hatta ilk yapılacak transferin bu olacağı söyleniyordu. Son gün Vecino isminin çıkmasındaki tepki de bundan. Oyuncuya her şeyi diyebiliriz belki ama kesinlikle tempolu diyemeyiz. Oyuncunun prime dönemi bile şu an Galatasaray'a geliyor olsa yetersiz olarak nitelendirilirdi. Oyunun iki tarafını oynayamayan, artık gözden düşmüş temposuz bir isim. Yanlıştan dönülmüş gözükülüyor, umarım doğrudur. 

1 Eylül 2023 Cuma

Hassas Oyuncular & Ön Yargılı Tribün

 Son dönemde takımdan ani bir şekilde ayrılan Yunus ve Berkan'ın, taraftarların baskısından dolayı bu kararı aldıkları söyleniyor. Hatta Emin Bayram'ın da bu yüzden ayrılma talebini yönetime ve hocaya ilettiği de haber yapıldı. Her şeyi anlamakla beraber, oyuncular tarafından bu işin fazla hassaslaştırıldığını düşünüyorum. 

Oyuncuların kadro seçimlerinde yer almamaları, takımdan ayrılmaları için bir neden elbette olabilir. Sürekli birinci adam olmayacaklarını hissetmeleri başka takımlara geçişlerinde bir etken olabilir.




Ancak benim daha çok takıldığım, bu oyuncuların taraftarlar tarafından da çok sahiplenilmediklerinden dolayı ayrılmaya sıcak baktıkları haberleri. 

Futbolcuların bu kadar hassas olmaya hakları olmadığını düşünmekle beraber, gelen şansları da yeteri kadar kullanamadıkları da bir gerçek. 

Bu konuda örnek gösterilecek mevcut oyuncu kesinlikle Kerem Aktürkoğlu'dur. Yetenek olarak Yunus'un gerisinde olmasına rağmen, her senaryoda çok güçlü kalmayı başarabildiğinden dolayı, takımda her maç yerini sağlamlaştırdı. 

Futbolcular savaşcı olmak zorunda. Eğer çıkan iki haberden, tribünden gelen iki kötü sözden kırılıp performans gösteremeyeceklerse ve bu yüzden ayrılmaya sıcak bakıyorlarsa zaten büyük takımda olmamaları gerektiğini düşünüyorum. 

Mental olarak saha içi ve dışında güçlü kalabilmek, yetenekten daha değerli olabiliyor. Yetenekleri sergileyebilmek için, bazen de seslere kulak asmamak gerekiyor. Elbette tribün baskısını yemek ve sonra gerçek performansını sergilemek çok zor ama pes edip bırakmak da bir o kadar güçsüzlük.

Yine de Berkan'ın işine odaklanıp elinden geldiğini düşünüyorum ama gitmek yerine kalıp Şampiyonlar Ligi'nde kulübede olması bile kariyeri için daha iyi olabilirdi. Savaşmaya devam etmesini isterdim. 

Bir iki cümle de tribünlere. Bazı oyuncular gerçekten ağızlarıyla kuş tutsalar tribünlerden onay alamıyorlar. Ön yargılı yaklaşılan oyunculara bakış açısını değiştirmek çok zor oluyor. Saha içinde oyuncuları rahat hissettirmek oyuncunun performansını arttıracağı gibi takıma da pozitif dönecektir, tribünlerin bu konuda daha organize olması takımın yararına olacaktır. 


17 Eylül 2022 Cumartesi

"Konya Kim Abi?"

Uzun aradan sonra hakemin ön planda olmadığı bir Galatasaray maçı oynandı. Top konuşmak için güzel bir oyun oldu.


Öncelikle Galatasaray'lıların yorumu "bu takım böyle oynamaz" şeklinde. Ben bu yorumları görünce epey şaşırıyorum. Geçen sene küme düşmesi gündemde olan bir takımın, ligde hiç gol yemeyen lidere karşı galip gelip geceyi lider kapatması şahane bir sonuç. Evet oyunda gelişmesi gereken yerler elbette mevcut ama tüm her şeyi olumsuz görmek çok doğru değil. Bunu tribünde söylediğinizde "Konya kim abi?" diye yanıt alabilirsiniz. Futbolu sadece büyük takımların isimleri ile okuyanlar, bu oyunun içindeki istikrar, taktik anlayış gibi şeyleri hiçe sayanlar. Konya her şeyi ile çok doğru planlanmış bir hoca takımı. Saygıyı hakkediyor.


Teknik bir kaç şey söylemeden önce, takımın gidişatından, oynanan oyundan memnun olmayan taraftarların çok büyük bir bölümü Okan hoca ile bu işin imkansız olduğunu da savunanlardan. Kendisini çok toy, tecrübesiz "anadolu takımı hocası" olarak görenlere bir hatırlatma; bu adam bu ligde taraftarı olmayan bir kulüp ile şampiyonluk yaşadı, daha düşük bütçelisi ile Türkiye Kupası'nı kazandı. Tudor güzellemesi yapanlar bunu da dikkate alsınlar.


Maçta en önemli detay, bu sene Galatasaray'ın her maçında gördüğümüz çok oyuncu ile rakip ceza sahasına girişler oldu. İki stoper ve Torreira hariç tüm takım rakip ceza sahasına giriyor. Bu Galatasaray'ın bu sezonki en iyi yaptığı şeylerden. İlk golde Oliveira'nın orada olması çok değerliydi mesela. Tabii ki bunun da handikapları mevcut. Özellikle Mertens ve Oliveira'lı bir kurguda orta alandaki savunma kurgusunda tek başına kalan Torreira'nın işi zorlaşıyor. Torreira'nın yalnız kalmasını engellemeye çalışan isim ise Mertens olduğundan, Napoli efsanesinin hücuma katkısı da azalıyor. Okan hocanın en çok çözmesi gereken problemin bu olduğunu düşünüyorum. Mertens ceza sahası çevresine geldiğinde, rakibin ani geçiş oyunlarını kafasına takmadan hücum etmesi oyuncunun hücum sayılarını arttıracaktır. Bu problemi çözmek çok kolay değil zira. Oliveira yerine daha defansif karakterli bir 8 numara ile yani mesela Midtsjo ile oynamak daha mantıklı gibi görünse de, Oliveira'nın kilit pasları Galatasaray'ın bu sezonki en büyük silahı. Bu handikaptan dolayı Konya gibi ortasahası çok temiz ayaklı oyunculardan kurulan bir takımın Galatasaray'ın göbeğini delmesi ve uzaktan çok rahat şutlar çekmesi şaşırtıcı olmadı.


Galatasaray rakibin ortasahayı kolay geçmesine engel olmak adına bir şey yapmadı. Burada iki seçenek var. Maç 1-1 giderken, ortasahada Oliveira'yı çıkartıp daha defansif bir oyunucu oraya çekerek orta alanı kapatmak ya da skoru alana kadar riskli oyuna devam edip zar atmak. Bence bu durumda Okan hoca doğru karar ile risk almaya devam etti ve içerde seyirci desteği ile golü bulduktan sonra göbeği kapatma yolunu seçti. Eğer bu maç Konya'da oynansaydı, Okan hocanın maç 1-1 iken risk alıp almayacağını merak ediyorum. Hocanın bu seneki oyun karakteri ve stratejisini bize gösterirdi bu. 


Van Aanholt yerine Dubois değişikliği maçın en önemli hamlesi oldu. Aaholt için ayağı kötü diyemeyiz belki ama çizgideyken ceza sahası servisleri yeterli değil. Dubois ceza sahasına etkili pası ile Ya Icardi'ye attıracaktı ya da golde olduğu gibi rakibi hataya zorlayıp golü attıracaktı. Icardi belki gol vuruşunu yapamadı ama ceza sahasındaki hareketliliğinin bu sene Galatasaray'a çok puan kazandıracağının sinyallerini verdi. 

Maçın son bölümünde Berkan ve Midstjo'yu oyuna alarak göbeği kapattı hoca. Eminim Mata hazır olsaydı hoca onu tercih edip topun son bölümde daha çok Galatasaray'da kalmasını sağlardı. 


Milli aradan sonra yeni transferlerin form durumunu arttırması ile takım daha iyi olacağının sinyallerini verirken, özellikle hocanın planlarını yeni oyuncu grubuna dikte ettirmesi çok önemli. Zorlu fikstürden az kayıpla çıkılması önemli.






7 Haziran 2022 Salı

ÜÇ SENE BEŞ SENE

 Geçtiğimiz sezon Galatasaray'daki problemleleri masaya yatırdığımızda hepsinin temelinde plansızlık öne çıkıyor. "Gençleştirme" operasyonu adı altında ne olduğu belli olmayan bir kadro ve hedef planlaması. Fatih Terim'in birden fazla dile getirdiği "3 seneye ihtiyacımız var" cümlesi ve her zamanki gibi son ana bırakılmış transfer politikası sonun başlangıcı oldu.

Galatasaray gibi yarışmacı kulüpler için 3 sene, 5 sene ile başlayan cümleler sadece camia için değil oyuncu grubu için de çok tehlikeli. Bu tarz cümlelerle tüm motivasyonu "bu sene olmasa da olur" başlığı altında topluyorsunuz. Oyuncuların gereğinden fazla rahat olmasına neden oluyor. Bu, her maçtan sonra kendi takımının durumuna odaklanmak yerine "bu hakemlerle lig bitmez" reaksiyonu ile aynı. Oyuncu grubuna kendine çeki düzen vermesi adına bir yönlendirme yapmak yerine, "Hakemler hakkınızı yedi." rahatlığı veriyor, bir sonraki maçlarda bu rahatlıktan oluşacak motivasyonsuzluklara yol açmış oluyorsunuz. 

Dolayısıyla Galatasaray adına ilk yanlış hedefsizlik oldu. Ucu açık hedefler sizi başarıya değil tembelliğe iter. Hayatın her alanında böyledir. 

Bu hedefsizlik tek problem değildi ancak. Böyle bir kadro yapılanması yapılacağı sene bunun çalışmaları çok önceden hazırlanmalı ve harekete geçilmeliydi. Cicaldau, Morutan gibi isimler için haftalarca pazalıklar yapmamalı, kampın ilk gününe bu oyuncuları hazırlamalısın. Muhakkak günümüz şartlarında bu kolay değil ancak 3-5 senelik bir zaman isteniyorsa, bunun hazırlıkları da en az 1 sene öncesine dayanmalı. Ne yazık ki "Büyük Galatasaray Projesi" adı altında yapılan bu gençleştirme girişimleri fevkalade şekilde aceleye getirildi.

Bununla beraber özellikle Fatih Terim gibi deneyimli bir hocanın içinde bulunduğu bir takımda bu denli yanlış planlama akıl almaz derecedeydi. Olumsuzluklardan önce tek problemsiz olan bölge stoper hattıydı. Marcao ve Nelsson'un ligin en iyi tandemi olduğu konusunda hiç şüphem yok. Onun dışındaki bütün bölgeler ne yazık ki BAL liginde mücadele eden takımlar gibi. 

1-Muslera'nın yaşı ve sakatlık geçmişi belliyken elindeki en potansiyeli yedek kalecin olan Okan Kocuk'u başka takıma göndermek. 

2- Sacha Boey gibi ne olacağı hiç belli olmayan bir oyuncu ile yabancı hakkını sağ beke harcamak.

3- Taylan - Berkan gibi kesinlikle 6 numaranın gerekliliklerini tam anlamıyla yerine getiremeyen ikilin varken, onlara yakın bir 8 numara daha alıp 6 numarasız lige başlamak

4- Halil Dervişoğlu'nu kiralayıp elindeki kendi oyuncun Mostafa Mohammed'i ikinci plana atmak.

5- Berkan'a 4-5 milyon bonservis ödeyip, Gedson gibi bir oyuncuyu elinin tersi ile itmek.

Ne yazık ki bunların üstüne bir de istikrarsız 11'ler. Oyuncuların formayı alamayacakları hissini aşılamak. Mesela sezon başında "Ne olursa olsun Halil oynayacak" hissini Mostafa'da hissettik.

Aynı zamanda oyun içi plansızlık da çok yıprattı. Bu takım geçiş oyunu ile bir başarı elde edebilirken, sadece set hücumu yapmada ve kapalı savunmaları açmada problem yaşamadı aynı zamanda bunu denerken savunmaya dönüşlerde çok problemler yaşadı.

Her şeye rağmen Galatasaray'ın oyuncu grubunun bu kadar kötü olmadığı da bir gerçek. Doğru sezon başı planlaması ve motivasyonu ile beraber, doğru hoca ve sistemin öne çıktığı bir strateji ile geçen sene "Nereden çıktı bu adam?" denilen Cicaldau ya da Berkan bile önümüzdeki sezon adından söz ettirebilir. Çok açık ki eğer Cicaldau-Berkan-Taylan yerine bu göbeğe bir kesici ve toparlayıcı oyuncu monte edilirse, yanındaki oyuncuların da performansı değişecek.

Ben Burak Elmas'ın Fatih Terim'i görevden almasına hiç şaşırmamıştım zira başarısızdı ki bu başarısızlık önceki senelerden de geliyordu. Ancak böyle ağır bir hocayı gönderdikten sonra yerine gelecek hocanın ilk tanımlaması "Pep'in yardımcısı" olmamalı. Fatih Terim'den sonra Mancini bile ne kadar zorlanmışken, bu aşının tutmayacağı aslında kendini belli etmişti. 3-5 senelik vadelere yayılmış hedefler yerine, doğru planlama yapılarak, doğru kişilerin doğru yerlere yerleştirilmesi Galatasaray'ın ihtiyacı.

2 Ekim 2020 Cuma

PLANSIZLIK

Galatasaray'ın stoperleri gayet iyi fakat bu maçta False 9 gibi oynayan Morelos'u Marcao ile takip ettirmek mantıklı mıydı? Bunun yerine Etobo'yu oynatıp o bölgedeki savunmayı ve direnci yukarı çekmek gerekirdi.




Goldson duran toplarda tehlikeli. Korner savunmasında Babel ile nasıl eşleştirilir bu oyuncu? Kornerde 

Goldson'ı savunacak adam Babel mi olmalıydı? İki pozisyon da tehlikeli.




Merkezde Emre.K, Taylan ve Belhanda 3'lüsü olmaz. Önemli maç tek savunan ortasaha oyuncun Taylan.

Belhanda karede bile yok, savunmaya dönememiş.

Emre'den savunma alamazsın. Ianis'le devam etmesi lazım.

Luyindama çıkmak zorunda kalıyor, denge bozuluyor.




3 Haziran 2016 Cuma

Florya'nın Patronu !

Sen bir ülkenin en önemli başbakanlarından biri olmuşsun, herkes tarafından benimsenmişsin ama daha sonra bilmem kaç dönem sonra başka bir başbakanın bakanı oluyorsun. Olayın kimyasına aykırı. Alp Yalman'ın futboldan sorumlu yönetici olması da böyle bir şey. Prestij zedeleyici.

Florya'nın patronu olma olayı da zaten olaya aykırı. Oranın tek patronu hoca olmalı, hocada direk başkana bağlı olmalu. Florya'da hocanın üstünde bir yönetici olması, hem futbolcuyu hem de hocayı tedirgin edecektir. Futbolcu üstünde 2 baş görmek istemez. Zaten bu fazlalık mevkiler, oyuncuların hocayı kabul etmesini de zor hale getiriyor. Hoca ile bir sorun varsa, hocaya kendini sevdirmek yerine, "yönetime iki mesaj çakayım da hocayı değiştiririz belki" gibi anlayışlar söz konusu oluyor.

17 Mayıs 2015 Pazar

Hamza'nın Takımı

Hamza Hamzaoğlu, doğru taşları doğru yerlerde kullanarak, bitime 2 hafta kala şampiyonluğa yakın bir yerlere getirdi takımı. Formayı hakkedene verdi hep. Oyuncular arasındaki hiyerarşiye "benim oyuncularım x x'dir" yaklaşımı yapmadan, herkese "herkesle aynıyım" mesajı verdi. Bence taktik teknikten en çok, takımın şu an iyi bir konumda olmasının sebebi bu. Çünkü Galatasaray'daki oyuncular, beğenin beğenmeyin ülkede ve bazıları dünyada ünlü isimler. Bu insanları aynı çatı altında, hiçbirine eşitsizlik yapmadığını hissettirerek yönetmek, gerçekten taktiksel olaylardan daha önemli ve zor.
Bunu derken, tabii ki sadece bu değil Hamza hocanın ve takımın başarısı. Takım şampiyon olur olamaz onu bilemiyorum ama şu anki durum başarıdır. Takımı başka hocadan alacaksın. Sen varken 2 başkan değişecek. Senin seçtiğin bir oyuncu grubu ile çalışmayacaksın vs. Oyuncular için de başarılı bir durum söz konusu. Aynı şeyler, başkan değişimi vs onları da etkileyecekken, yarışı buraya kadar getirip, en kritik döneme lider girmek başarıdır, sonu ne olursa olsun.



Taktiksel olarak, Galatasaray'ı istikrarlı olarak tanımlamak en doğrusu olur. Her oyuncunun görev dağılımı çok net. Prandelli ve Mancini dönemlerinde kim nerede nasıl oynuyor, ya da bir sonraki hafta kim nerede nasıl oynar tahmin etmek imkansızdı. Bu istikrarı sağlamak, oyuncuların taktiksel kas hafızası oluşturmasına olanak sağladı. Bu ne demek? Artık Sneijder topu aldığında kim nereden nasıl gelecek tahmin edebiliyor ve servisine hazırlıklı olabiliyor. Ya da Melo atağa katıldığında, Selçuk'un pozisyonunu tahmin edip daha özgüvenle atağa kalkabiliyor. Bu tip şeyler çok anlamsız gözükse de, saha içinde hızlı davranmanın en temel taşlarındandır. Bu istikrar oyuncuların birbiri ile uyumunu geliştirdi ve her maçta geliştirmekte. Hamza hocanın çözmesi gereken problem, özellikle gelecek sezon için şu gibi gözüküyor; Sneijder bir şekilde yayın etrafında oynatılmalı. Sol bölgede daha taşıyıcı bir oyuncu ile devam edilmeli. Bu belki forvetlerden birinden vazgeçmek demek olabilir ama Sneijder'in verimini arttırmak için bu şart.

Benim gözlemlediğim bir başka eksiklik de, Galatasaray ileride baskı işini daha iyi yapmalı. Rakibe çok izin veriliyor. Bu alışılmadık bir şey Galatasaray için. Normalde Galatasaray rakip stoperlere top çıkartmaz bir alışkanlığa sahiptir. Burak'ın takıma gelmesinden sonra bu biraz kayboldu. Oyuncu profilinden dolayı, bu Burak'ın hatası değil fakat Umut ile beraber oynadıklarında, Umut'un o preslerine Burak'ın da cevap vermesi demek, çok daha rakip alanda topun kalması demek olur. Burak'tan vazgeçmek kolay değil artık. Takımın taşıyıcısı durumunda. Fakat özellikle içerdeki maçlarda, rakibe fazla izin vermek de Galatasaray'ın genlerine aykırı bir durum. Bu belki bekleri ileri taşıyarak - daha riskli bir oyun ile - da çözülebilir ama bu oyun bir şekilde özellikle içeride sağlanmalı. Fatih Terim döneminde, Elmander ve Necati'li forvet hattının maçı ilk 15 dakikada çözmesinin nedenlerinden biri de bu baskı oyunuydu. Bu oyunu o dönem Galatasaray 60 - 70 dakika yapabiliyordu. Burak'ın takıma gelmesi ile bu oyun 15-20 dakika belki sağlanabiliyor. Bu sadece forvetlerin stoperlere baskısıyla değil takımın stratejisi ile de ilgili. Belki de Hamza hoca seneye için böyle bir hazırlığın için de olabilir. Bu sağlanırsa, Selçuk ve Melo'nun da skora katkısı daha fazla olacaktır. Bu yüzden Hamza hocanın stoperlere daha güvenip onları daha önde kurgulandırması gerekebilir. Rakip sahaya oyunu yıkmak için stoperlerin daha öne çekilmesi biraz risk olsa da, özellikle içeride bu daha baskılı bir oyun getirecektir.

Kalan son iki maçta özellikle içeride Beşiktaş derbisinde, sabırlı oyun doğru strateji mi, emin değilim. Yara almış Beşiktaş'ı sabırlı şekilde çözmeye çalışmak, skoru kaybetmeye neden olabilir. İçerideki taraftar desteği ile, baskılı oyun tercihi düşünülebilir ki, Veli gibi Beşiktaş'ın dinamo futbolcusu yokken, doğru plan gibi geliyor.

19 Nisan 2014 Cumartesi

FC İdare Etmece

İçerde Chelsea gibi bir takımı elinden kaçır, ezeli rakiplerin Beşiktaş ve Fenerbahçe'yi yen, Juventus'u devir, sonra lige erkenden havlu at.

Galatasaray bu. Yukarıdaki tabloyu yakalamış takım ya şampiyon olur, ya da şampiyonluğu sonuna kadar kovalar. Ama deplasmanda kaybolursa hayalkırıklığı gelir.

Yukarıdaki takımları ya yenmiş ya da zorlamış bir takımın deplasman performansı bu kadar kötü olamaz. Bunun tek açıklaması, oyuncuların "idare etme" hastalıkları.

İçerde idare edemiyorlar çünkü taraftarı kızdırmak istemezler. Kazanmak için konsantre oluyorlar ve kazanıyorlar. Deplasmanda bu uyku hali hiç bozulmuyor ve puan kayıpları geliyor.

Bursaspor'un 2-0 öne geçtiği Türkiye kupası maçında maçın 2-5 Galatasaray lehine bitmesi de, "iş işten geçiyor elimizde bir bu kaldı hadi beyler" toparlanması ve Sneijder'in ilk yarının sonunda bulduğu goldü.

Galatasaray'lı oyuncuların bu maç seçme ve idare etme hastalıklıklarını bozacak kişi, hem kaptanlar hem de Abdürrahim Albayrak gibi yöneticiler. Ali Dürüst ve Albayrak gibi futbolcu - yönetim ilişkisini çok iyi sağlayan isimlerin bu futbol takımın içinde bulunması şart. Başkan bunu görmezse, başkanlıktan gittikten sonra bunun farkına varıp, "evet, orda ynlış yapmışız." diyecektir.




3 Mart 2014 Pazartesi

Çaykur Rize 1 - Galatasaray 1 | Forvet var mı?



Rize deplasmanında kısır geçen ilk yarı sonrasında, Galatasaray tıpkı Chelsea maçındaki gibi sezon içi alışkanlıklarından olmayan bir korner golü ile öne geçiyor. Sneijder'ın çok iyi ortası, Rize savunmasının adam paylaşımındaki hatası, Chedjou'nun temiz kafa vuruşu.

Bundan sonra Galatasaray için daha rahat maç olacağını söyleyenler, benim aksime haklı çıktlar. Ben Galatasaray 4-5-1'e dönmezse, gol yiyeceğini söyledim Twitter adresimde. Halbuki Galatasaray 1-0 öne geçtikten sonra 2 tane biri %100'lük (Sneijder) diğeri %2300'lük (Umut) golu kaçırdı. Mancini golü attıktan sonra benim gibi düşünmeyip neden orta alana daha savunmacı birini sokmadı; bu pozisyonlarda bunu anladım. Gol için yüklenecek Rize'nin arka tarafı daha çok açık verecek ve Galatasaray Umut - Burak - Sneijder 3'lüsü ile pozisyonlar bulacaktı. Mancini bunu gördü. Rize bu riski aldı fakat son vuruşlar olmayınca puanlar da Rize de kaldı.

Mancini'yi suçlamak kolay, fakat Umut ve Sneijder'in son vuruşlardaki lakayit ya da konsantrasyon eksiklikleri daha çok suçlanası.

Ayrıca maç içinde Galatasaray'ın forvetsiz oynadığı çok göze batıyor. Umut ve Burak açık alanda iş yapabilen yetenekli oyuncular. Hem fırsatçı hem de çabuklar fakat Selçuk - Melo - Sneijder gibi oyuncularla oynuyorsanız, topu alıp tutup servis yapabilecek forvetlere ihtiyaç var. Drogba iyiyken bunu yapabiliyor ama her zaman değil. Elmander ya da Necati tarzı bir forvetin şu an Galatasaray'a ne kadar çok şey katabileceğini tahmin edebiliyorum. Özellikle Sneijder ve Melo topu forvetlere atıp, rakip ceza sahasına koşular yapabilen çok etkili oyuncular, fakat bu toplar ne Burak ne Umut ne de eski günlerinde olmayan Drogba tarafından geri geliyor. Mancini şimdiden gelecek sezon için forvet arayışlarına girmeli. Sırtı rakibe dönükken servis yapabilen güçlü ve tekniği çok iyi olan bir forvet Galatasaray'ın stoperden daha çok önceliği.

27 Şubat 2014 Perşembe

Galatasaray 1 - Chelsea 1 | Mancini düşmanlığı





















Maç öncesi rakibe bakar, kendi silahlarınıza bakar, bir 11 çıkarır ve ona göre bir strateji planlarsınız. Mancini maçlardan önce dersini çok iyi çalışan bir hoca, bunda hiç şüphem yok. Fakat maçın gidişatı maçtan önce planlananların dışına çıktı. Bana göre teknik direktörülük yetenekleri burada kendini gösteriyor. Senaryo maç içi değişebilir, önemli olan nasıl reaksiyon verdiğiniz.

Galatasaray golü yedikten sonra ve kalesinde pozisyonlar gördü. Bunun üzerine, Hajrovic yerine Yekta'yı oyuna alarak, Chelsea'nin orta sahadaki hakimiyetine son verdi ve topa sahip oldu. İkinci yarı oyunu iyice Chelsea kalesine yıkacağını planladığından, arkada Hakan yerine daha çabuk Semih Kaya'yı oyuna aldı ve ikinci yarı Chelsea'ye hiç pozisyon vermeden, Chelsea kalesinde beklediğimiz baskıyı Galatasaray'ın kurduğunu gördük.

Chelsea'yi az çok takip eden bir futbolsever, Mancini gibi düşünür. Ne yapar? Chelsea'nin pas takımı değil bir kontratak takımı olduğunu bilir ve Arena'daki taraftar desteği ile Galatasaray'ın, Chelsea kalesinde baskı kuracağını ve Chelsea'nin kontrataklar ile Galatasaray kalesinde tehdit oluşturabileceğini bilirdi. Senaryo böyle olunca, Hajrovic tercihi anlam kazanıyor. Dar alanda oynayabilen ve şutları etkili olan Hajrovic, oyun Chelsea kalesinde oynanırken etkili olabilir. Fakat maç böyle olmadı. Mourinho oyunu tutmak için ortasahada topa sahip olan ve topu Galatasaray'a teslim etmekten kaçınan bir taktik ve strateji ile sahaya çıktı. Önemli olan Mourinho'nun bu kurnazlığına, Mancini'nin nasıl tepki vereceğiydi. Yekta ve Semih değişiklikleri ile bunu çok iyi yaptı.

Bazen hata yaptıktan sonra doğru yolu kısa zamanda bulabilmek de çok önemli. Bazen, ders vermek yerine ders almak da sizin umudunuz olabilir :)

26 Şubat 2014 Çarşamba

Kaçırmaya Gelmez! | Galatasaray - Chelsea




Galatasaray'ın içerdeki en kısır maçı bile pozisyonlu oluyor. En son Beşiktaş maçında bile, rakip kaleye gitmekte zorlanan Galatasaray, Alex Telles'in şık çalımı ile pozisyona girmiş, yanlış şut tercihi yerine pentaltı noktasındaki Selçuk'u bulsa erkenden skoru alabilecek durumdaydı. Sezonun ilk Şampiyonlar Ligi maçında Real Madrid'e teslim olan Galatasaray, aslında harcadıkları pozisyonları gole çevirse, ilk yarı 3 gol atıp Real Madrid'i puansız bile gönderebilirdi.

Galatasaray, içeride tribünlerin desteği ile dünyadaki her takıma karşı pozisyona girebiliyor. Önemli olan pozisyona giren oyuncuların konsantrasyonlarının tam olması. 50 küsür bin gol bekleyen kişinin içinde, gol vuruşu yapmak sadece yetenek değil; soğukkanlılık, konsantrasyon ve çabuk karar verebilme yeteneği de gerektirir.

Girdiği pozisyonlardan eli boş dönen Galatasaray, rakibini ayıltıyor ve tribün ambiyansını rakibi lehine çeviriyor. Tribünler tabii ki 90 dakika boyunca takımı desteklemeye çalışıyor fakat girilen pozisyonları çöpe atmak, tribünlerin de şevkini ve inancını kırıyor. Bu da rakibin işini kolaylaştıyor. Özellikle rakibiniz şu an dünyadaki kontratak futbolunu en iyi oynayan takımsa.

Galatasaray - Chelsea maçının en kritik noktası, Galatasaray futbolcularının gol vuruşu performansları. Real Madrid hezimetinde önümdeki kalede maç 0-0 iken Burak'ın kaçırdığı bomboş kafa pozisyonu, bu konuda elimi daha da güçlendiriyor.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Kopenhag 1 - Galatasaray 0 | Mancini Hamleleri















Maçtan önce Bruma'yı forvet arkası oynatabileceğini düşünmüştüm Mancini'nin. Böylelikle Drogba yine tek forvet oynayacak, Burak ise son haftalardaki gibi solda başlayacaktı. Fakat beklediğimin aksine, Bruma kanatta, Burak ise hemen Drogba'nın yanında başladı.

Bu rakibin baskılı oyun kurmasını yani stoperlerlerinin oyuna dahil olmasını engellemek için mantıklıydı. Fakat Mancini Burak'ın Drogba'nın yanında oynaması halinde, stoperlerin yine de oyuna dahil olabileceğini çünkü Burak'ın topsuz oyunda forvet oynarken baskı yapmayacağını es geçti. Bu es geçme Danimarka ekibinin işine geldi. Burak baskı yapmazken, zaten baskı yapmayan Drogba ve Aydın ve Bruma ikili mücadeleleri eksik olan oyuncular, Kopenhag'a topu teslim etti. Bu top teslimi, ev sahibini öne geçirdi ve tam da istediği gibi ilk golü atıp arkasına yaslandı. Galatasaray 25. dakikadan sonra topu alsa da geri kalan dakikalarda skoru değiştiremedi. Bu fırsatlar gelmiş olsa da olmadı.























İkinci yarı çok beklemeden Mancini Aydın'ı çıkarıp Ceyhun'u oyuna aldı. Bu hamle bir çoğu için defansif gözükse de aslında değildi. Ceyhun'un oyuna dahil olması ile son pasları attırabilmek için Selçuk'u sakatlığından dolayı sahada olmayan Sneijder'in bölgesine çekti. Bu değişiklikten sonra Galatasaray oyunu tamamen yarı sahaya yıktı, baskısını arttırdı. Zaten önde olan Kopenhag en iyi yaptığı işi yaparak, set savundu.























Ceyhun'un oyuna girmesi ile Eboue de iyice kendini ileri attı ve bir açık oyuncusu gibi ataklara katıldı. Galatasaray oyunu yıkmasına rağmen Kopenhag önde olmanın motivasyonu ile de sert savunmasında açıklık vermedi.

Bundan sonra Mancini Semih'i çıkarıp Umut'u alarak savunmada tüm riskleri aldı. Melo'yu da Selçuk'un yanına iten Mancini, Umut - Burak - Drogba 3'lüsü ile rakibi daha da boğmak istedi. Artık hücum yapma niyeti olmayan Kopenhag zaman zaman bunalsa da kalesinde çok ciddi pozisyonlar görmedi.
























Burada ufak bir eleştiri. Savunmadan çıkmayan tüm hedefi gol yememek olmuş bir rakibe karşı daha fazla merkez santraforla oynamak her zaman ilk tercih olmamalı. Bana göre Kopenhag gibi fizik kalitesi üstün ama oyun bilgisi muhteşem olmayan takımları fazla forvet alarak değil fazla çizgi oyuncusu almak ile açabilirsiniz. Mancini'de bunun farkına varmış olacak ki, bakın ne yaptı;
























Oyun genişliğini yaratamadığını farkeden Mancini, Burak'ı çıkarıp Amrabat'ı aldı. Buradaki hamle çok doğru olsa da takım Drogba'ya yüksek atmaya başlayınca, Amrabat'ın girmesi oyun genişliğine bir etki yapmamış gibi oldu. Belki daha önce Amrabat -Burak değişikliği daha iyi olabilirdi.

Mancini bence oyunu çok iyi okuyabilen bir hoca. Hamleleri takımı olumlu etkiliyor. Galatasaray'ın geçen sene dahil deplasmanda Şampiyonlar Ligi'nde bu kadar rahat oynadığı maç yok. Fakat anadolu deplasmanlarında ilk golü yiyince nasıl rakip kapanıp bundan yararlanabiliyorsa, Kopenhag da bunu yaptı.

Eray Muslera'yı aratmadı, aratacak pozisyonlar da olmadı belki. Mancini'nin "Son maçta Juventus'u yenmek zorundayız." cümlesine tepkiler tam bir Türk romantizmi. İspanya'da Real Madrid'i yensen de, içeride Juventus'u yenmek zorundasın. Hedef maçı gösterip şimdiden futbolcularını oraya motive ettiğini söylemek daha akıllıcayken, "Real Madrid maçına futbolcular nasıl motive olsun şimdi, en önemli maç önündeki maçtır." gibi klişelerle hocaya yüklenilmesi doğru değil.

2 Kasım 2013 Cumartesi

Kanat var Merkez yok Merkez var Kanat yok! (Galatasaray)



Fatih Terim olsun, Mancini olsun. Rijkaard'dan sonra Galatasaray taraftarı kanatsız oyun oynuyor. Fatih Terim'in ilk senesinde sadece 1 kulvarda mücadele etmenin rahatlığı ve forvet oyuncularının merkeze ekstra yardım etmesiyle göze hoş gelen futbolla beraber başarı da geldi. Fatih Terim'in 2. senesinde forvet oyuncularının takım savunmasına yardımının azalması ile baskılı oyun formasyonu Galatasaray için bitti ve o göze iyi gelen oyun eriyerek bitti.

Eğer ki hücum oyuncuları takım savunmasına Elmander ve Necati'nin yaptığı gibi katkı sağlayamıyorsa, orta alanda özellikle anadolu takımlarına oyunun anahtarını teslim edersiniz. Bu anahtarı geri almanın tek çaresi, kanat hücumcularının oyun genişliğini arttırması ile olur. Galatasaray'da bu oyuncu profiline uyacak 4 oyuncu var. Amrabat, Riera, Aydın, Bruma. Bu 4 oyuncudan sadece 1 tanesi oyuna girebildi ve o da zaten maçın skorunu belirleyip, Galatasaray'ın Konya'yı zor da olsa 2-1 yenmesini sağladı. 4 oyuncudan biri ayrılıyor. 1 tanesi Türk vatandaşı. Ligimizdeki bu saçma limitleme kuralından dolayı Aydın ile oynayabiliyor Mancini. Ya da onu bir silah olarak oturtabiliyor kulübede.

Galatasaray oyun genişliğini sağlayacak kanat oyuncuları ile oynamalı. Lig'deki bu kuralın değişmediğini düşünürsek, Galatasaray'ın "yerli" hücum kanat oyuncularına ihtiyacı var. Şampiyonlar Ligi'ndeki iyi oyunun sebebi, Galatasaray'ın kadrosundan tam yararlanması. Özellikle Sneijder (Emre Çolak) gibi oyuncularla oynuyorsanız, kanat bindirmeleri rakip savunmayı açmak için en önemli etken. Zira Galatasaray'ın dünkü ilk golü Umut'un çizgiye inip Drogba'ya kesmesinden geldi.

Galatasaray şu an merkezde kuvvetli. Stoperler henüz sallansa da, oyuncuların bireysel performansı sallansa da, merkezdeki kaliteli oyuncuların varlığı bir gerçek. Bu merkezin efektif şekilde işlemesi için kanat oyuncularının da hücuma dahil olması şart. Rijkaard'lı kanat oyunu bugünkü merkez ile birleşseydi, çok farklı şeyler konuşulabilirdi.

7 Eylül 2013 Cumartesi

Yanlışın da Doğruya yakın olmalı | Erman Kılıç

Galatasaray doğru işler yapıyor. Hem de Türkiye şartlarında olağanüstü işler yapıyor. Yönetim, teknik ekip, taraftarlar... Bu kadar doğru yapanın yanlışı da doğruya yakın yerlerde olmalıyken, Galatasaray'ın yanlışı yanlışın da yanlışına yakın. Erman Kılıç gibi yerli bir yeteneği takıma kazandırıyorsan, en azından 1 sene olmadan yollamak. Ne için? Galatasaray'ın yıllık ücretini beğenmeyen, kapı kapı dolaşıp daha iyi ücret arayan ama bulamayıp kulübüne(!) dönen Aydın Yılmaz için. Erman'dan yararlanamayacağını düşünüp göndermek yanlış olabilirdi. Fakat Aydın gibi kalibresi düşük olan bir oyuncuyu, senede takımına asist ve golleri ile en az 10-15 gol kazandıran Erman'ın yerine koymak yanlışın yanlışı. Galatasaray gibi çok doğru işler yapan bir kulübün yanlışı da doğruya yakın tarafta olmalı. Ferrari LPG hikayesi olur, dikkat.

7 Mayıs 2013 Salı

Drogba Ne Yapar?




Bu sayfada bu sezon için sık sık yazdık. Galatasaray ileride top tutamıyor. Geçen seneki kadroda Necati ve Elmander bunu yapabilirken, bu sezon Umut ve Burak ikilisi "sprinter forvet" olmalarından ötürü, rakip sahada topu tutup, diğer takım arkadaşlarının gelmesine zaman kazandıramıyor ve ataklar istenilen gibi olgunlaşmadan son bulabiliyordu.

Drogba transferi olduğunda tabii ki ismi sahadaki stratejiyi düşünmemizi bir süre engelledi. Zamanla gördük ki ; o "size" ve güçteki bir oyuncunun topa basma ve hem sırtı dönük hem de yüzü dönük oynayabilme özelliğinin olması Galatasaray için aranan özellikti. Aynı zamanda bir önceki cümlede saydığımız özelliklerin üstüne servis yapabilme özelliği de eklenince, asistleri ile Burak'a inanılmaz yardımcı oldu. Sneijder'in de bu ikilinin arkasında olması, o bölgedeki hızlı oyunun sağlanmasına yardımcı oldu. Aynı zamanda Fatih Terim'in göbekte "3'lü" ye dönmesi (Hamit, Melo, Selçuk) takımın daha az pozisyon vermesi kadar Hamit'in sallanan performansını da toparladı. Drogba 3 sene önceki Drogba mı değil mi tartışılır fakat takıma nokta atışı transfer olduğu da bir gerçek.

14 Nisan 2013 Pazar

Sıradan Galatasaray!




Galatasaray bırakın ligimizde dünyada en çok oyun içi alternatifi olan takımlardan. Drogba'ya mı direkt oynarsın Burak'a mı?, Selçuk mu oyun kursun Melo mu? ya da Sneijder? Eboue atağa çıksın ya da hücumcu Riera? Drogba'yı geri çek final pası versin ya da Burak'ı? Hamit mi vursun Selçuk mu? Kanata in ya da göbekten gir? Geniş alan oyna dar alan oyna? Rakip arkasına top at ya da set oyna?

Bunları yapabilecek kadro Galatasaray'daki. Peki bu takım neden bu kadar zorlanıyor? Tek sebebi yavaş oynaması. Galatasaray her ne zaman tempo yapıp, rakibin üstüne gidiyor o zaman yukarıda saydığımız meziyetleri sahaya yansıtıyor. Galatasaray yavaş oynadıkca  rakibin kucağında kalıyor ve sıradan bir "takım" olmaktan çıkamıyor. Yavaş oynadığı zamanlarda belki sıradan takım olmaktan çıkamıyor ama maçı kazandırmasını bilen yıldız oyuncuları da yavaş oyun sınırlandıramıyor. Bu şekilde 3 puanı alıyor. Galatasaray Madrid'i yendiği maçta ilk yarıda sıradan bir takımken, ikinci yarıda tempoyu arttırarak kendi karakterini ortaya çıkarabildi. Belki tur gelmedi ama en azından "geliyordu"ya getirildi maç. Dün Karabük deplasmanında sıradan takım 90 dakika sahadaydı ama Sneijder gibi oyuncuların da her zaman "sıradan" kalması mümkün değil.