20 Temmuz 2011 Çarşamba

Felipe Muntari vs Mustafa Özbek


Taraftar istemediği şeyleri söylerken ne istediğini de bilmeli. Fakat bunu bilirken de, takımının durumunu, avrupada nerede olduğunu, kulübün maddi yönlerini düşünmeli.

Galatasaray taraftarının Mustafa Sarp'ı, Barış Özbek'i ve Ayhan Akman'ı ortasahada yeterli görmemesine hep katıldık. Galatasaray futbol takımına yeterli düzeyde olmadıklarını hep söyledik. Zira bunlardan ikisinin direk olarak takımla ilişkisi kesilmiş durumda. Mustafa Sarp kampa alınmadı, Barış aylar önce Trabzon'a satıldı. Ayhan'da gözlemlerimiz kadarıyla Fatih Hocanın ilk 11'inde yok. Bu oyuncuların teknik yönleri, fizik kapasiteleri ve oyun bilgilerini beğenmeme konusunda haklıyız. Fakat durum ne istediğimiz ile ilgili.

Sene başında Selçuk İnan transferi ile Galatasaray'lılar olarak hepimiz çok sevindik. Bu transfere sevinmemek ya da yeterli bulmamak futbol cahilliği olarak nitelendirilirdi zaten.

Gelelim esas konuya. Selçuk İnan'ın yanına Fatih Terim'in çok tecrübeli ve o bölgeye direk koyabileceği bir oyuncu aradığını biliyoruz. 3 isimden bahsediliyor. Bunlardan biri İnter'li Cambiasso. Fakat bu oyuncunun İnter'de direk 11 oyuncusu olması ve senede 4 milyon euro kazanıyor olması şuan için çok heveslenmemizi engelliyor. 2. isim Muntari. İnter'li oyuncu için girişimlerin devam ettiğini okuyoruz. Bu oyuncunun ''kazma'' olduğunu, teknik kapasitesinin Galatasaray orta sahasına yetmeyeceğini savunan arkadaşları duyuyorum. Dünyanın en iyi teknik direktörü olan Jose Mourinho'nun çok tuttuğu bu isim, gerek fiziği, gerekse isabetli şutları ile Selçuk İnan'ın yanına ilaç olur. 3. isim Felipe Melo. Bu oyuncunun 3 isim içerisinde taraftarın en az istediği oyuncu olduğunu biliyorum. Juventus'a 20 milyon euro + oyuncu karşılığında transfer olmuş bir oyuncu. Böyle yüksek bir bedele transfer yapınca Serie A'da patlayıcı etki yapacağı düşünülen bir ''görev adamı'' aslında. Görev adamlarında beklentileri yüksek tutarsanız saha içinde ekstrem hareketleri az olacağından hayalkırıklığına uğrarsınız. Tıpkı Lorik Cana'da olduğu gibi. Melo, düzgün pasları, isabetli şutları ve agresif oyunu ile Galatasaray'ın değişilmez oyuncusu olur.

Cambiasso'yu tartışmak ''futbol günahı'' olur zaten. Felipe Melo ve Muntari'yi yerden yere vurarak Galatasaray'da görmek istemiyorlar. En azından istemeyen kısım bir hayli fazla. Bu görüşte olan taraftarlar, Felipe Melo ve Muntari'yi beğenmiyor ve Galatasaray'da görmek istemiyorlar ise takımdan ayrılan Mustafa Sarp, Barış Özbek ve yedek kulübesinin değişilmez ismi olacağı aşikar olan Ayhan Akman'dan bir fazlaları olmadığını düşünüyor olmalılar. Melo ve Muntari hem oyun bilgileri hem tecrübeleri hem fizik hem teknik yönleri takımdan ayrılan orta saha oyuncularına göre epey bir fazladır. Bu olması gündemde olan transferlere veto vermeleri akla mantığa uymamaktadır. Melo ve Muntari gibi oyuncuların bir üstü sınıfı zaten Fabregas'lar, Gerrard'lar, Carrick'ler. Bu oyuncuların gelmesini beklememiz hayal bile olmayacak kadar uzak maalesef.

Sabri'yi beğenmeyen taraftarların, Sabri'nin ismini, cismini, dış görünüşünü değiştirip, Milan forması giydirince yine beğenmeyeceklerini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. ''çok süratli bir oyuncu, bunlar gibiler 30'dan önce Türkiye'ye gelmez'' gibi yorumları da duymanız epey mümkün olur.

Taraftarlar olarak ne istediğimizi bilmek zorunda değiliz. Her zaman en iyiyi isteriz. Bunun için kimse bizi suçlamaz, suçlayamaz. Ama nerede ve kim olduğumuzu, hangi kulvarda yarıştığımızı iyi bilmek, bilinçli taraftar olmamızı değil bilir taraftar olmamızı sağlar. Bu da belki oyuncu analizlerini yaparken olaya daha mantıklı yaklaşmamızı sağlar.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Galatasaray Avusturya kampı oyuncu değerlendirmeleri


Takım yaklaşık 10 gündür Avusturya'da yeni sezon hazırlıklarında. Burada Fatih Terim önderliğinde 2 tane hazırlık maçı yaptı.

İlk maçını amatör küme takımlarından Türkiyemspor ile oynayan Galatasaray maçtan 2-1 üstünlükle ayrıldı. Bu maçta oyuna sürülen oyuncular, seneye takımda kalıp kalmayacağı tam anlamıyla belli olmayan futbolculardan oluştu.

Kalede Ufuk Ceylan başladı ilerleyen dakikalarda yerini Eray'a bıraktı. İkisi de birbirine benziyor bence. Güven verdiklerini söylemek güç.

Bu maçta stoper mevkinde Gökhan Zan ile Semih Kaya ilk 11'de başladılar. Şunu söylemekten eminim ki Gökhan Zan bu takımda yedeğin yedeği olabilir ancak. Yediğimiz golde %100 hatalı olmasına karşın rakibe başka pozisyonlar yaratmakta da gayet başarılı hareketlerde bulundu. Semih Kaya için ise bu takımda rahat ilk 18'e girer. Kademe anlayışı genç yaşına rağmen iyi. Yani asıl stoperlerimiz olan Servet ve Ujfalusi'nin olası sakatlığı durumunda Gökhan Zan yerine Semih'in oynamasını isterim.

Sağ bekte Serkan Kurtuluş oynadı bu maçta. Güzel bir de gol attı. Çok üstün yetenekleri olmamasına rağmen Sabri'nin yedeği olabilir. Çabukluk sıkıntısı olduğunu gözlemlemedim fakat oyun bilgisinin daha gelişmiş olması lazım. Sabri'den oyun bilgisi daha az demiyorum ama ondan tecrübesi az. Ayrıca beğenilmeyen Sabri, çabukluğu ile oyun bilgisindeki zaaflarını kapatabiliyor.

Sol bekte Çağlar Birinci'yi gördük. Ben bu çocuktan umutluyum. Çabuk ve pozisyon bilgisi iyi. Kademe anlayışı var. Ama sağ ayağı ile ayak içi pas bile veremeyecek durumda. Çok yetersiz sağ ayağı var. Lazım mı? evet sol ayağı kadar olmasa da isabetli şut çekecek kadar sağ ayağı olması gerektiğini düşünüyorum. Bence Hakan Balta'dan sol bek özellikleri konusunda artısı var. Daha çabuk ve diri. Ataklara daha çok katılıyor.


Orta sahada oyuncu değişiklikleri yaparak Musa, Yekta, Okan, Aydın, Mustafa Sarp, Ceyhun Emre Çolak, Ayhan'a bu maçta şans verdi Fatih Terim. Mustafa Sarp ve Ceyhun Gülselam dışındakiler sezona daha hazır değiller. Okan ilk defa formasını giydiği takımımıza genç yaşına rağmen faydalı olabileceğini gösterdi. Çok yetenekli. Daha sezonun başında olmamıza rağmen bu 2 oyuncunun hazır gözükmesi enteresan. Kendilerine tatil döneminde iyi baktıkları çok belli.

Maça Anıl Dilaver ve Mehmet Batdal forvet ikilisiyle başladık. Batdal kesinlikle yetenekli ama iyi yönlendirme yapılması lazım. Topu oynama tercihleri hep yanlış. Vurulmayacak zaman vuruyor, vurulacak zaman gereksiz paslar atıyor. Tercihlerini doğru yaparsa takımın değişilmez yedeği olur ileride de formayı kapabilir. En azından bu yeteneği var. Anıl Dilaver bildiğimiz gibi. Bana göre forvette olması gereken özelliklere sahip, forma şansı bulması lazım. Hangisinin bu sene takımda kalacağını çok merak ediyorum. İkisinin de kendine has özellikleri var. İhtiyaca göre karar verecektir hoca.


2. Maçı Unterhaching ile oynadık. Maç 1-1 eşitlikle bitti.

İlk 11'de Stoperler Ujfalusi ve Servet'di bu maçta. 2 oyuncunun rölantide oynadığını gözlemlememe rağmen takımdaki en iyi 2 stoperin bu iki oyuncu olduğunu söylemek güç değil. Açıkcası Servet şu anda Ujfalusi'den daha hazır. Ama ikisinin iyi ikili olacağını görebiliyorum.

Sol bekte Hakan Balta'yı gördük. Hakan aynı Hakan. Atağa çıkmaya çekinen bir yanı var hep. Şu hazırlık maçında bile korkusuzca ileri gidip golü kovalayan, takımın atak pozisyonlarına zenginlik katmayı düşünen bir oyuncu görüntüsünden uzak. Ve bence en kötü huyu topu çok çabuk kaybetmesi.

Sağ bek bizim çocuk Sabri. Enerjik, istekli. 1 gol pası var. Balta'nın aksine çoğu atakta oyunun içinde.

Orta sahada Ceyhun Gülselam, Yekta Kurtuluş, Culio ve Pino ile başladık. Yekta futbolu çok iyi biliyor. Oyun görüşü bir yerli oyuncuya göre çok fazla. Ayağı biraz daha sağlam basarsa yere ilk 11'de çok şans bulur. Culio henüz hazır değildi. Fakat takımda kalması gerektiğini düşünüyorum. Ortasahamızda top fiziğini bilen ender oyunculardan. Ceyhun hakkında yorumum pozitif. Güzel paslar atmaya çalışıyor. Fiziği ile yıldırıcı bir yanı var. Fakat kazandığı topu tutmayı beceremiyor. Çok aceleci davrandığını gözlemledim. O bölgede aceleci olmak yerine ''çabuk'' olmak gerekir. Pino her zamanki gibi çabuk fakat o da acelecilerden. Hocanın ne kadar vereceğini merak ediyorum. 2. yarıda Arda, Selçuk, Kazım'ın bu bölgeye girmesiyle bir anda ortasahayı domine eden bir takım moduna büründük. Selçuk İnan bu takımın değişmez oyuncusu. Yetenekleri Avrupada oynamaya fazlasıyla yeterli. Topu alışı, dönüşü, ufak dokunuşları, pasları, mücadelesi kesinlikle komple bir ortasaha oyuncusu olduğunun göstergesi. Bu takıma Drogba gelmiş olsaydı bile en iyi transferin kendisi olduğunu benim gözümde değiştirmeyecekti. Yerli en iyi ortasaha oyuncusu! Arda 20 dakika sahada kalabildi. Bu süreçte çok faydalı olamasa da yaptığı zarif hareketlerle kalitesini gösterdi. Aldığı darbe ile yarıda bıraktı. Allahtan ciddi bir sakatlığı yok. Kazım Kazım için ise diyebileceğim çok bir şey yok. Gerek fiziği, gerek top becerisi ile ilk 11 oyuncumuz olur. Çok tutuyorum kendisini. Maçtada tek golümüzü attı.

Forvete Stancu ve Baros ile başladık bu maçta. Baros her zamanki gibi sitekli ve her pozisyonu kovalayan yapıda. Söyleyecek bir şey yok üst düzey forvet oyuncusu. Stancu'da seneye bu takımın bir parçası olabilecek düzeyde oynadı bence. Hocaların kararı çok zor olacak. Stancu teknik ve mücadeleci bir oyuncu. En kötü ihtimalle kiralanmasını isterim kendisinin. Hemen harcanacak bir yetenek değil. 2. yarıda Elmander oyuna girdi. Adam 2 ayağını da muhteşem kullanabiliyor. Fizik gücü yüksek. Baros ile 2'sini sahada göremedik henüz fakat ikisi aynı anda oyunda olursa rakip stoperlere çok sıkı bir kardiyo antrenmanı yaptırırlar. Zira yerlerinde hiç durmayıp, en ufak pozisyonu bile sonuna kadar kovalayan yapıdalar.

Gözlemlerim bu yönde. 2. kamp döneminde yapacağımız maçlar kuşkusuz çok daha net yorumlar yapmamızı sağlayacak.







7 Temmuz 2011 Perşembe

Futbol değil tiyatro izlemişiz!


Öncelikle şike iddialarına ''olumlu'' yaklaşıp işin sonunun sıkıntılı bir hal almayacağını düşünenlerle aynı görüşte değilim. Olay, yeni bizlere duyurulduğunda ben de bu iğrenç durumun sadece bir iddiadan ibaret olmasını dileyenlerdendim. Fakat mahkeme şüpheli iddialar ile 18 kişiyi tutuklu yargılama kararı almaz. Yani; işin içinde öyle güçlü kanıtlar ile öyle çirkin olaylar var ki bu adamların hepsi tutuklandı.

Daha önceden izlediğiniz bir filmi bir daha izlemek, ilk izlediğiniz zamanki kadar heyecan vermez. Hangi sahnede neyin olacağını iyi bilirsiniz. Hatta arkadaşlar arasında film mevzusu açıldığında ''izlemediysen anlatmayayım'' cümlesi çok kullanılır. Kimse sonunu bildiği filmi iştahla seyredemez.

Futbol birçoğumuzun hayatında o kadar çok yer kaplıyor ki..

Büyük bir maç hayal edin. Bu maçlar genellikle 1 ay önceden, arkadaş grupları arasında konuşulmaya, basının olası senaryolar çizmesiyle yeşillenir. Maç gününe kadar tartışmalar, skor tahminleri, ilgili maçla ilgili sabaha kadar süren programlar. Maç gününe 1 gün kalır, siz yatağınıza yatar o maçı sahaya çıkacak futbolcular gibi beyninizde oynarsınız. Mevkiye göre oyuncu kıyaslamaları yaparsınız. Muhtemelen geç uyursunuz. Maç günü gelir. Maça gidilmeyecekse, maçtan saatler önce yayınlanmaya başlayan programlar izlenmeye başlanır. Telefonlar susmaz. Maça gidilecekse zaten anlatılamayacak kadar büyük bir heyecan. Düdük çalar hayat durur. O 90 dakika nasıl geçer bir siz bilirsiniz. Maç biter tekrar telefonlar susmaz. Verilen verilmeyen penaltılar, kavgalar, şakalaşmalar.. Ertesi gün olur. Kaybettiyseniz yüzünüz asık, kazandıysanız sıradan bir güne göre çok neşeli. Maç bittikten sonra en az 1 hafta daha bu maçlar konuşulur.

Sonra bir anda düşünün ki bu oynanan maçın aslında ne olacağı, kimin kazanacağı, kimin kaybedeceği önceden planlı.. Kaybettiğiniz zamanın, hayatınızdan çalınan vaktin farkında mısınız? Bunun adı aldatılmaktır.

Tutuklu yargılanacak çoğu kişinin sağından solundan ya da en içinden Fenerbahçe kulübüyle alakası vardır. Bu da gösteriyor ki kolay bir süreç beklemiyor Türk futbolunu ve Fenerbahçe'yi. Kendi tuttuğum takımın da adı bu söylentilere karışıyorsa onun da hiç düşünülmeden düşürülmesini isterim. Çünkü hayatımızdan çalınan vakit hiçbir şeyden daha kıymetli olamaz. Taki ne zaman aldatılmadan saf ve temiz futbol izleyeceğiz o zaman Türk futbolu hakkettiği yerlerde olacak.

19 Haziran 2011 Pazar

Tomas Ujfalusi yorumu


Türkiye'deki pozisyon anlayışından uzak stoperlerin yanında açık ara iş yapabilecek stoper. Renk ayrımı yapmadan objektif bir biçimde bakıldığında, aslında o mevkide oynayan futbolcunun sert müdahele özelliğinin olması gerektiği aşikardır. Yani; ''Messi'yi sakatladı öyle futbolcu olmaz'' tarzındaki yorumlar saçmalıktan başka bir şey değildir. İnsanların Messi hayranlığı çok normal fakat o maçtaki pozisyon yüzünden Ujfalusi'yi suçlamak yersiz ve saçma.

Bu adamı az çok tanıyordum ama İstanbul'a indiğini duyunca daha derinden incelemek istedim. Bir kere araştırma yapmadan önce kafamdaki Ujfalusi yorumu aynı. İlk akla gelen şey sert ve mücadeleci yapısı. Yani tribünlerin Servet'i seven kısmının neden sevdiği ile aynı özellik. Bana göre 4'lü defansın her bölümünde bu tarz sertlikte oynayan oyunculara ihtiyaç vardır. ''Bu kadar sert oynanmaz bu futbol ulaan''gibi yorum yapan insanların ayağına hiç top değmediğini düşünmek hayalcilik olmaz. Sert oyuncu, rakip atak oyuncularını yıldırmak için en önemli oyuncu profilidir. Psikolojik olarak kendini rahatsız hisseder ve yapmak istediklerini yapamaz. Kendisine gelecek olan darbelerden kendini korumayı mı düşünsün yoksa karşıdaki defans oyuncusunu eksilterek kaleye gitmeyi mi? Yani uzun lafın kısası sert bir futbolcudur ve kesinlikle bu pozitif bir özelliktir. Takımı 10 kişi bırakmak gibi dezavantajları olsa da bu bölgede bu riski almak kaçınılmazdır.

Maalesef bir Lugano gibi golcü özelliği yoktur. Yani kornerlerde çıkıp, kendini unutturup o toplara iyi yükselerek ya da fırsatçılığını konuşturarak gol yapması düşük ihtimaldir. En azından kariyerinde bu pek fazla görülmemiştir. Bu olumsuz bir yön olarak not edilebilinir.

Hem stoper hem de sağ bek oynama özelliği vardır yani çok yönlüdür. Olası sakatlıklarda bu bölgelerin ikisinde de rahatlıkla forma alabilir.

Top tekniği bir Popescu değildir fakat bir Servet de değildir. Oyun kuracak veya adam eksiltecek kadar topla iyi olmamasına rağmen defansın arkasına attığı güzel topları da gördüm. Ama Servet ve Gökhan Zan ikilisine göre olası Servet partnerliği çok daha sağlıklı gözükmektedir. Zira Servet Ve Gökhan Zan topla çok alakalı değillerdir. Ujfalusi bu oyunculardan bu konuda bir gömlek daha üstün olduğundan burada daha yararlı olabilir.

Tabi ki Fatih Terim'in bu oyuncu için düşündüğü pozisyonun ne olduğunu şuan bilemiyoruz. Sağ bekte de düşünebilir göbekte Servet'in yanında da. Fakat iki durumda da bu futbolcunun takıma katkı sağlayacağını düşünüyorum. Bir aksilik olmaz ise yarın sözleşmesi imzalanacak. Şimdiden Galatasaray'ımıza hayırlı olsun.



9 Haziran 2011 Perşembe

Selçuk İnan


Bazı futbolcular vardır ki o hafta nasıl oynayacağını kestirmeniz zordur. Bir önceki hafta muhteşem bir oyun ortaya koymuş olsa da gelecek maçta takımı yakmayacağı, ölümcül hatalar yapmayacağını söyleyemezsiniz. Bu kesinlikle Selçuk İnan değil. Selçuk İnan her hafta takımı kurtaracak oyun oynuyor da demek değil belki. Ama bir teknik direktörün ilk 11'e düşünmeden yazacağı adamlardan kendisi. Kötü oyununun bir limiti var. Onun altına inmiyor. Bu yüzden bana göre Galatasaray taraftarı önümüzdeki sezon ''Bu Selçuk niye 11'de'' tarzında cümleler kuramayacaklar. Çünkü aşağı yukarı neler yapabileceği belli olan bir futbolcu.

Ortasahada hem ileriye hem de geriye dönük oynayabiliyor. Yani şu meşhur ''iki yönlü ortasaha''lardan. Ayak üstünü çok iyi kullanabiliyor ve oyunu çok iyi görüyor bunun yanında da iyi bir kesici. Gününde olduğu zaman maç kurtarabilecek yeteneğe sahip.

Bana göre tek handikapı bazen maç içinde çok kayboluyor. Futbolcunun her zaman oyun içinde olması beklenemez ama bazı zamanlar Selçuk'un oyun içinde çok pasif kaldığını görebiliyorum. Bu demek değil ki kendisi sorumluluk almaktan kaçıyor. Sorumluluk almayı seven bir oyuncu olmasına karşın ara sıra kayboluşlarını görebiliyoruz.

Fatih Terim ile başarılı olabileceğini düşünüyorum. Fatih Terim ona güvenini hissettirirse oyun içinde kayboluşları da minimum seviyeye düşecektir. Bence Galatasaray'a çok şeyler verecektir. Şuan beklenilen bir çok yabancı yıldız oyuncudan eksiğinin olduğunu düşünmüyorum. Kısacası komple bir futbolcu.

12 Kasım 2010 Cuma

Galatasaray'lılar İzin vermeyin!


Hagi, en kritik dönemde Galatasaray'ın başına gelmeyi kabul ederek ne kadar cesur biri olduğunu bize gösterdi. Rijkaard'ın karmaşık Galatasaray'ından sonra, oyuncuların kendine güveni kaybolmuşken, böyle bir görevi kabul edip, elini taşın altına koymak sadece gerçek Galatasaray'lıların yapabileceği bir şey. Ne kariyerini düşünmek ne de geleceğini. Sadece Galatasaray sevgisi.

''Hagi'nin kaybedeceği bir şey yok'' diye düşünenler ya Galatasaray'lı değildir ya da Hagi'nin Galatasaray sevgisini bilmeyenlerdendir. Galatasaray başarısız olursa, Hagi bu takımın antrenörü olmasa bile kendini kaybetmiş hissedecektir ki şu anda Galatasaray'ın teknik direktörü ve tüm gücüyle Galatasaray'ı bu durumdan kurtarmak için çalıştığına eminim.

Bu yazıyı yazmamdaki amaç Hagi'ye destek değil köstek olmak için tüm mesaisini harcayan gazeteciler. Adam Kadıköy'den puan alıyor ki 10 senedir olmayan bir şey bu ''Çok defansif oynattı takımı!'' yorumu alıyor. Kupada Denizlispor'u yeniyor ki bu takım Bank Asya'da daha yenilgi yüzü görmemiş lider takım. Bu sefer ''Bi zahmet Bank Asya takımını da yensinler''deniliyor. Trabzon maçında iyi mücadele eden bir Galatasaray izliyoruz ama kişisel hatalar yüzünden maçı kaybediyoruz ''al işte yenilgiler başladı'' deniliyor. Oyuncu değişikliği yapıyor ''en yanlış değişikliği yaptı'' diyorlar.

Bu insanlar Galatasaray'ın 10 puan bile geriden zirveyi takip etmesine dayanamayan kişiler. Hagi'nin takıma olumlu etkiler yaptığını bilip ama içlerindeki korku yüzünden bu insanı aşağılayan gazeteciler(!). Bu insanlar Galatasaray'ın gücünün farkında olup bu durumdan endişe duyanlar. Her an, geriden de takip etse, şampiyon olabileceği ihtimalini bilip buna önlem almak isteyen insanlar.

Hagi Galatasaray'ın ilk başına geldiği ve ayrıldığı dönemden sonra çok iyi dersler çıkarmış. Buradan kopmayıp, tekrar kendine şansın geleceğini düşünerek ''Türk futbolunda nasıl doğru teknik direktör olunur''a iyi hazırlanıp şimdi bu fırsatı en iyi şekilde kullanan biri. Öyle asisstler, akıl almaz goller atan birinin futbola aklını ve zekasını koymadan bu işi yapabileceğini düşünemeyiz. Hagi, kendini geliştirme kapasite çok yüksek bir insan. Kaybettiklerinden dersler alıp, gereken ve ayağa gelen aynı şansı tepmemek için zekasını ve tecrübesini kullanacak kadar akıllı bir insan. Kimsenin şüphesi olmasın ki Galatasaray onunlayken emin ellerde. Size ''başarılı olur''un sözünü veremem ama Galatasaray için gerekli ve doğru olan her şeyi yapabileceğinin sözünü verebilirim çünkü ona bu derece güveniyorum.

Basının ve yorumcuların Hagi'ye karşı tutumu çok doğal. Eğer Galatasaray bir çıkış yakalarsa, yeni stadıyla beraber rakiplerine ciddi farklar atabilecek potansiyele sahip. Bu insanları aldırmadan, takıma ve kulübe tam desteği verip, iç savaş çıkarmak isteyen kitle ve kişilere karşı tepkimizi bir Galatasaray'lı olarak koymalıyız.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Yeni dönem


Galatasaray'ı yönetememesi Rijkaard'ın kötü hoca olduğunu göstermez. Bu güne kadar üst düzey futbolcularla çalışmış Rijkaard, onları kampa almak zorunda değildi, onlara maç öncesi inançlı motivasyon konuşması yapmak zorunda değildi, onları kadro dışı bırakarak disipline sokmak zorunda değildi. Çünkü çalıştığı futbolcular 6 yaşından beri bu disiplinin bilinci altına alınmış ve dışarıdan harici destek almak zorunda olmayan oyunculardı. Rijkaard gitmeliydi. İyi bir insan, iyi bir futbolcu ve başarılı bir teknik direktör olabilir ama futbolculara güvenmediğini hissettirdikten sonra tekrar o sahip olduğu oyuncu gurubuna istediklerini yaptırması zordu.

Hagi dün oynanan derbide bana kesinlikle liderlik vasfını hissettirdi. Ben futbolcu olsam saha kenarında kendini hırpalayan ve hiçbir zaman kaybetmeyi kabullenemeyen bir hocanın olması beni motive eder. Taraftarın beğenmediği Pino dün o kadar hazırdı ki sanki sezon başından beri bu takımın tek forveti oynuyormuş hissi verdi. İlk zamanlarda ayağına topu aldığı anda kaybeden yapısı varmış gibi hissettirmesine rağmen dün topu saklaması ve dikine dribblingleri ile gerçekten iyiydi. Sezon başı herkesin ''bu Cana da kim?'' dediği adam dün ortasahada hem Alex'i kapadı hem de 3. stoper olarak savunmayı rahatlattı. Tam bir görev adamı olduğunu gördük. 2 senedir taraftardan yemediği küfür kalmayan Elano ise nefesi bitene kadar tartışmasız sahanın en iyisiydi. Ayağına aldığı her topu olumlu kullandı. Yaptığı şık hareketlerle Güney Amerika'lı olduğunu da hissettirdi. Sanki her hafta derbi oynarmışcasına da soğuk kanlıydı. Ben aynı düzeye Misimovic'in de çıkacağına eminim. Bu saydığım futbolcular Rijkaard döneminde hep suçlarınıyordu. Peki neden?

2 tane ana nedeni var. 1.si bu oyuncu grubu Rijkaard'ın oynatmak istediği 4-3-3 taktiğine uygun profile sahip olmayan oyunculardı. Dün gördüğümüz kalabalık ve yardımlaşan ortasaha, hem futbolcuların birbirlerine daha yakın oynamasına sebeb oldu hem de direnci arttırdı.

2. neden ise futbolcuların kendilerine güvenen birini başlarında hissetmesi oldu. Yani motivasyon arttı. Galatasaray futbol takımı dirençli ortasahasını yaratıcı oyuncularla harmanlayarak ''Galatasaray'' olmuştur. Galatasaray yeni bir döneme girdi. Antalyaspor maçında Samiyen'de baskılı futbolu sürdüreceğimize inanıyorum. Misimovic'in de artık takıma oturacağına inananlardanım.