9 Temmuz 2010 Cuma

Lorik Cana yorumu


Mehmet Topal Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra artık herkes onun oynadığı bölgeye yapılacak transferi bekler olmuştu, hatta transferleri. Dün bu transferlerden ilkini Galatasaray yönetimi açıkladı. Lorik Cana artık Galatasaray'daydı. Bu transferin doğru olup olmadığını yorumlayabilmek için Mehmet Topal'la Cana'yı kıyaslamak gerekir. Mehmet Topal uzun bacakları ve markaj sezileriyle o bölgede aranan tüm özelliklere sahip bir futbolcu. Bu tamamen doğru. Zaten öyle olmasa İspanya'nın büyük kulüplerinden birine transfer yapamazdı. Eksik yanlarına gelince yeteri kadar yırtıcı ve savaşcı olmaması ve aynı zamanda o bölgede oynayan bir oyuncu için yeteri kadar güçlü olmaması. Lorik Cana ise Mehmet Topal'ın aksine belki de gereğinden fazla savaşcı ve topu kazanmak için her şeyini veren bir oyuncu. Mehmet Topal gibi ''örümcek'' bacakları olmasa da top kapma sezilerinin çok güçlü olduğunu görmemek mümkün değil. Aynı zamanda transferin doğru olduğunu kanıtlayan bir diğer artı özelliği ise Fransa va Premier lig tecrübeleri olması. Ortasahanın ortasında oynayan bir oyuncu için liderlik vasfınında önemli olduğunu düşünen biri olarak, Lorik Cana transferinin Mehmet Topal'ın yerine alınan bir oyuncu olarak çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Umarım hırsı kırmızı kart olarak minimum seviyede Galatasaray'a döner. Yanına bir tane daha bu tarz savaşcı ortasaha oyuncusu alınması halinde Galatasaray'ın geçen seneki ''pozisyon yeme'' zaafını en alt seviyeye çekeceğine inanıyorum. Hayırlı olsun.

17 Haziran 2010 Perşembe

Gökhan İnler ve gibileri!


Tüm Dünya liglerinde en iyi Türk ortasaha oyuncuları arasında ilk 5 listesi yapsak heralde Gökhan İnler listenin başlarını zorlar. Mehmet Aurelio'ları o mevkiye yerleştirmeyi deneyen bir milli takımımız varken Gökhan İnler'in nasıl olur da milli takımımıza çağrılmadığı merak konusu. Ne kadar düzensiz ve programsız bir milli takım heyetimiz olduğunu, hiçbir planlama yapılmadan hareket edildiğini gösteren bir durum bu. Şu an Gökhan İnler İsviçre Milli takımının kaptanı. Dün kazanılan İspanya galibiyetinde en önemli rolü oynayan, tüm ortasahanın yükünü çeken isim. ''Milli takımımızın en zayıf bölgesi neresi'' diye sorulursa defansif ortasaha demek mümkün.

Gökhan İnler hem şut atabilen, hem iyi pas atabilen, hem markaj ve fizik kondisyon özelliği çok yüksek olan bir futbolcu. Yani o mevki için gerekli olan tüm özelliklerin en iyileri kendisinde mevcut. Şu an eminim ki, altyapılarda genç ve en az Gökhan kadar yetenekli oyuncular var. Bunlar gurbetci oyuncularımız da olabilir. Fakat ileride hangi milli takımın formasını giyecekleri soru işareti. Çünkü bizimkiler ''yetiştirme'' olayına karşılar. Bir futbolcu ''olduğu'' zaman onu takıma almayı düşünüyorlar. Onun gelişimi, ilerideki yükseliş potansiyeli ile ilgilenmek yok! Ondan sonra da onunla tüm gelişimi boyunca ilgilenen ülkenin futbol takımını seçtiğinde ''neden onu seçti?, nasıl Türk bu?'' gibi cümleler kurmak bizim vatani görevimiz haline geldi. Eminim ki alt liglerde, alt yapılarda en az Gökhan kadar genç ve yetenekli ama bizim milli takımımız tarafından izlenmeyen oyuncular var. Bu oyuncuları keşfedip milli takıma kazandırmak sadece Hiddink'ten beklenemez. Bu iş için Türk olmak gerekir. Hiçbir insan başka ülke için, ne kazanıyorsa kazansın kendi ülkesiymiş gibi düşünemez. İlk önce iyi bir ''scout'' sistemi kurulmalı milli takıma. Zaten sonra Gökhan İnler gibiler elimizden kaçmaz, tam tersi milli takımımıza %100 verimli olurlar.

6 Haziran 2010 Pazar

Bedava pasta ve Rijkaard!


Dün gazetelere göz atarken bir tanesinde Rijkaard'ın evliliği ile ilgili bir habere rast geldim ve okumaya başladım. Rijkaard'ın Hollanda'daki evlilik törenine Türk basınından da birileri gitmiş, görüntü almaya v.s. Gidecekler tabi görevleri bu.

Haberde; Hollanda vatandaşı olmayan gazetecilere misafirperver davranılmadığı ve sadece dışarıdan görüntü alınmasına izin verildiği şiddetle vurgulanarak, Hollandalı meslektaşlarının istedikleri gibi yiyip içtikleri ve tek kuruş hesap ödemeden geceyi tamamladıkları söyleniyor. Tahmin edebiliyorum; eğer ben de gazeteci olsam içerde ne var ne yok görmek isterim, görüntü almak isterim. Hatta hesabımın da Hollanda vatandaşı meslektaşlarım gibi töreni düzenleyenler tarafından ödenmesini isterim! Tabi bu Türk gazeteci abilerim istedikleri gibi yiyip içemediklerinden, içeride görüntü alamadıklarından dolayı bunun hırsını almak zorundalar! Rijkaard'ı, Galatasaray yönetimini ve taraftarlarını huzursuz edecek haber çıkararak hemen atağa geçmişler.

Habere göre; Rijkaard'ın evlilik törenine sadece tercümanı Mert ve kaleci antrenörü Nezih Ali'nin katıldığı, Galatasaray yönetiminden ve futbolcularından kimsenin törene davet edilmediği vurgulanıyor. Kardeşim nereden biliyorsun. Belki Adnan Polat çağrıldı da gitmek istemedi? referansın ne? neye dayanarak bunu yazıyorsun? Hadi yazdın; nerden duyduğunu da belirtsene! Bu 2 kişiden başka Galatasaray'dan kimsenin çağrılmamasını da gazeteci enteresan şekilde yorumluyor. Ona göre Galatasaray ile Rijkaard'ın bağları kopmak üzere. Kimsenin günahını almak istemiyormuş ama aklına bu geliyormuş. Peki kardeşim bağlar kopmuş da neden Mehmet Helvacı ve Adnan Polat sezon bittikten sonra Rijkaard'dan memnun oldularını ve gelecek sezon onunla beraber çalışacaklarını defalarca deklare ediyorlar?!

Eğer isteğin bedava düğün pastasından yemek içmekse kardeşim, bunu Rijkaard'ın düğününü düzenleyen insanlarla konuş. Hıncını almak için koskoca Galatasaray kulübü taraftarlarını, futbolcularını ve yönetimini kullanma!

2 Haziran 2010 Çarşamba

Mustafa Denizli ve Beşiktaş'ın kimyası


Mustafa Denizli sağlığı nedeniyle görevinden istifa ettiği açıklandı. Buna inanmak istesem de pek inanılası değil. Bir anda gelecek sene için planlama yapan hocanın, yaptığı planlardan 1-2 hafta sonra ''rahatsızım görevi bırakmak istiyorum'' diyebilecek olması bana çok mantıklı gelmiyor. Eğer öyleyse de geçmiş olsun, Allah uzun ömür versin.

Beşiktaş Ertuğrul Sağlam'ın görevine son verdikten sonra Mustafa Denizli ile şampiyon olmuştu. Bu şampiyonluğun pozitif futboldan kaynaklandığını söylemek güç. Şans, taraftar inancı ve son haftalara girilirken avantajlı olmanın konsantresi ile şampiyonluğa ulaşmıştı Beşiktaş 2008-2009 sezonunda. Bu şampiyonluğun Mustafa Denizli mucizesi olduğunu söylemek güç olur. Beşiktaş 2009-2010 sezonuna önceki sezon 2 kupayı müzesine götürmüş bir takım olarak başlasa da aşırı defansif futbolu ve ileride oynayan oyuncuların son vuruş beceriksizlikleri bu sene Beşiktaş'ı şampiyonluktan uzak tuttu. . Mustafa Denizli'nin en büyük özelliği olan ''oyuncuları maça hazırlama'' konusunun ekmeğini çok yediğini söylemek mümkün olmadı bu sene. Eğer ki takım biraz şampiyonluk potasına girip orada iddalı olabileceğini gösterseydi, Mustafa Denizli'nin konuşmaları efektif bir biçimde yarar sağlayabilirdi. Fakat hiç top oynamayan bir takımın sadece motive olmasıyla maç kazanması da beklenemez.

Mustafa Denizli'nin başarılarını burada tartışmak doğru değil. Kariyerinde neler yaptığı ortada. Fakat 2008-2009 sezonunda Beşiktaş'ı hem ligde şampiyon hem de kupada yapmış olsa da bana göre Beşiktaş ile kimyası hiç uymadı. Mustafa Denizli'nin ''Kontrollü futbol'' temalı oyun anlayışı bu takımda mümkün olmadı. Bence hocanın takımı bırakması ya da gönderilmesi Beşiktaş adına olumlu bir olay oldu. Mustafa Denizli'nin takımı kontrollü futbol oynatmak uğruna, yolunu kestiğini düşünenlerdenim. Beşiktaş bu ülkenin 3 büyük takımından biri ise, o zaman kendi liginde bu kadar kontrollü ve defans anlayışlı futbol oynayamaz. Bu siyah-beyaz renklerin doğasına aykırı.

28 Mayıs 2010 Cuma

Platini vs Erzik


Euro 2016 ev sahipliği için finalde her ne kadar İtalya'da olmuş olsa aslında finalin Türkiye ve Fransa arasında geçeceği önceki oylamalar ve uefa'nın raporlar doğrultusunda yaptığı açıklamalarda belliydi. Şenez Erzik'in Platini'nin adamı olduğu, onun dediklerini ve yaptırmak istedikleri konusunda sadık kaldığını çok okuduk. Ama buna hiçbir zaman inanmadım. Bir insan milliyetçi olmasa bile girdiği her organizasyonda ülkesi adına doğru olanı yapmak ister. Hele ki yarıştığınız kulvarda Fransızlar varsa!

Bu doğrultuda finalde Fransa ve Türkiye yarıştığında, aslında uefa delegelerini ikna etme olayı sadece hazırlanan raporlara ve prezentasyonlara bağlı değildi. Uefa'nın en üstündeki iki adamı Platini'nin Fransız olması ve Şenez Erzik'in Türk olması bu yarışın daha farklı bir boyut kazanmasını sağladı. Platini futboldan gelme biri. Yani o futbolcu çingeneliğine sahip. Şenez Erzik'in yüzüne gülüp de nereden ne koparırım, nasıl oy alırımı kovalayan bir görünümü var. Aslında tarafsız gibi görünüp Şenez Erzik'in de öyle olmasını isteyen tavırları tamamen bir oyun. Şenez Erzik bir gerçek ki Platini'nin sahip olduğu yetkilere sahip değil. Platini sadece konumundan ve yine sadece Fransız olmasından dolayı bile oy verecek kişileri daha çabuk etkileyebilir. Şenez Erzik de bir avrupa ülkesi olmayan(!) Türkiye'nin UEFA'da bir temsilcisi, UEFA asbaşkanı.

Şenez Erzik'in oylamadan sonra ki sinirli tavırları kesinlikle Platini'nin adil gibi görünen ama içten pazarlıklı tavırlarınaydı. O yüzden Şenez Erzik ''UEFA başkanı için iyi bir sonuç değil'' diyerek Platini'ye gönderme yaptı. Şenez Erzik'in demek istediği; Türkiye'nin sadece 1 oyla Fransa'ya kaybederek, aslında içten pazarlıklı olan Platini'nin o kadar oyunlarına rağmen ev sahipliğini zorla kazanmasıydı. Platini'ye selam olsun.

27 Mayıs 2010 Perşembe

Barselona'yı tahttan indirmek için getirilen adam: Jose Mourinho.


Sizce Dünya üzerinde Jose Mourinho gibi bir adam olmasaydı Real Madrid'in başında 96 puan toplayan Pellegrini işinden edilir miydi? Bu çok tartışılır. Real Madrid'in teknik direktör değiştirme konusunda Türk takımlarından esinlendiği bir gerçek fakat Pellegrini'nin toplamda 102 gol atıp 35 gol yiyen bir takım yarattığı da bir gerçek. Burada sorulması gereken soru: Barselona mı çok iyiydi yoksa Real Madrid istenilen seviyeye çıkamadı mı? Olaya böyle yaklaşınca Real Madrid'in yarıştığı diğer kupalara bakmak gerekiyor. İspanya Kupasında 3. lig takımına elendiler. Buna ''bilerek elendiler'' diyen kişilerin sayısı epeyce fazla. Hadi diyelim bilerek İspanya kupasından elendiler. Peki ya Şampiyonlar Ligi'nden de mi bilerek elendiler? Hem de hiçbir şekilde kendilerine rakip olmaması gereken Lyon'a!


Mourinho Neden Real Madrid'e?

Benim görüşüm; Real Madrid'in ligdeki durumundan çok Şampiyonlar Ligi'nden beklentilerin altında elenmesi hem Pellegrini'nin hem de Jose Mourinho'nun seneye 2009-2010 sezonunda oldukları takımlarda olmayacaklarını gösterdi. En azından Şampiyonlar Ligi serüveninin erken bitmesi Pellegrini'nin bu takımda kalmasını iyice zorlaştırmıştı ama genel olarak bakıldığında ligde pozitif futbol oynayan bir takımdı Real Madrid. İnter'in de yarı finalde Barselona'yı elemesi, İnter'in başındaki Jose Mourinho'yu Real Madrid'in teknik patronluk koltuğuna itiyordu. Bunu hem kendisi hem de Real Madrid yönetimi biliyordu. Dünyanın en iyi teknik direktörü olduğunu bu sene İnter'i kupa beyi yaparak bir kez daha gösterdi. Ve yine dünyanın en iyi takımlarından birinin onca yıldıza rağmen istenilen seviyeye ulaşamaması, bir şeyleri görmek için pek de zor değildi. Mourinho hem nefret ettiği Barselona'yı devirmek hem de farklı üç takımla Şampiyonlar ligini kazanmayı hedefliyor. İş böyle olunca, Real Madrid'in Mourinho'ya, Mourinho'nun da Real Madrid'e ihtiyacı var.

Mourinho, sadece Real Madrid için ve İspanya'da futbolu takip edenler için değil dünya üzerindeki tüm futbol hayranları için de heyecanlandırıcı bir transfer. Basınla sivri dilli konuşması, rakip teknik direktörler ve oyuncularla girdiği diyaloglar, kazanma hırsı, futbol aşkı, kaybetmeyi kabullenemeyen yapısı, duygusal yanı, sadece la liga'yı takip etmek için bile yeterli özellikleri. Guardiola ile gireceği diyalogları ve El Clasico'yu şimdiden merak edenlerin sayısı yeterince fazla. Jose Mourinho ''futbol asla sadece futbol değildir'' cümlesinin en önemli örneğidir.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Mourinho ağlıyor!



Hep sivri dili ve karizmatik hareketleriyle ilgi çekti. Ama bir takımı ve oyuncuları nasıl sahiplendiğini bu videoda görebilirsiniz. Onun için 2 sene boyunca büyük emekler verdiği İnter'den ayrılmak hiç de kolay olmadı. Karizmatik ve sivri dilli olabilir ama aynı zamanda fazlasıyla duygusal.