3 Haziran 2016 Cuma

Florya'nın Patronu !

Sen bir ülkenin en önemli başbakanlarından biri olmuşsun, herkes tarafından benimsenmişsin ama daha sonra bilmem kaç dönem sonra başka bir başbakanın bakanı oluyorsun. Olayın kimyasına aykırı. Alp Yalman'ın futboldan sorumlu yönetici olması da böyle bir şey. Prestij zedeleyici.

Florya'nın patronu olma olayı da zaten olaya aykırı. Oranın tek patronu hoca olmalı, hocada direk başkana bağlı olmalu. Florya'da hocanın üstünde bir yönetici olması, hem futbolcuyu hem de hocayı tedirgin edecektir. Futbolcu üstünde 2 baş görmek istemez. Zaten bu fazlalık mevkiler, oyuncuların hocayı kabul etmesini de zor hale getiriyor. Hoca ile bir sorun varsa, hocaya kendini sevdirmek yerine, "yönetime iki mesaj çakayım da hocayı değiştiririz belki" gibi anlayışlar söz konusu oluyor.

17 Mayıs 2015 Pazar

Hamza'nın Takımı

Hamza Hamzaoğlu, doğru taşları doğru yerlerde kullanarak, bitime 2 hafta kala şampiyonluğa yakın bir yerlere getirdi takımı. Formayı hakkedene verdi hep. Oyuncular arasındaki hiyerarşiye "benim oyuncularım x x'dir" yaklaşımı yapmadan, herkese "herkesle aynıyım" mesajı verdi. Bence taktik teknikten en çok, takımın şu an iyi bir konumda olmasının sebebi bu. Çünkü Galatasaray'daki oyuncular, beğenin beğenmeyin ülkede ve bazıları dünyada ünlü isimler. Bu insanları aynı çatı altında, hiçbirine eşitsizlik yapmadığını hissettirerek yönetmek, gerçekten taktiksel olaylardan daha önemli ve zor.
Bunu derken, tabii ki sadece bu değil Hamza hocanın ve takımın başarısı. Takım şampiyon olur olamaz onu bilemiyorum ama şu anki durum başarıdır. Takımı başka hocadan alacaksın. Sen varken 2 başkan değişecek. Senin seçtiğin bir oyuncu grubu ile çalışmayacaksın vs. Oyuncular için de başarılı bir durum söz konusu. Aynı şeyler, başkan değişimi vs onları da etkileyecekken, yarışı buraya kadar getirip, en kritik döneme lider girmek başarıdır, sonu ne olursa olsun.



Taktiksel olarak, Galatasaray'ı istikrarlı olarak tanımlamak en doğrusu olur. Her oyuncunun görev dağılımı çok net. Prandelli ve Mancini dönemlerinde kim nerede nasıl oynuyor, ya da bir sonraki hafta kim nerede nasıl oynar tahmin etmek imkansızdı. Bu istikrarı sağlamak, oyuncuların taktiksel kas hafızası oluşturmasına olanak sağladı. Bu ne demek? Artık Sneijder topu aldığında kim nereden nasıl gelecek tahmin edebiliyor ve servisine hazırlıklı olabiliyor. Ya da Melo atağa katıldığında, Selçuk'un pozisyonunu tahmin edip daha özgüvenle atağa kalkabiliyor. Bu tip şeyler çok anlamsız gözükse de, saha içinde hızlı davranmanın en temel taşlarındandır. Bu istikrar oyuncuların birbiri ile uyumunu geliştirdi ve her maçta geliştirmekte. Hamza hocanın çözmesi gereken problem, özellikle gelecek sezon için şu gibi gözüküyor; Sneijder bir şekilde yayın etrafında oynatılmalı. Sol bölgede daha taşıyıcı bir oyuncu ile devam edilmeli. Bu belki forvetlerden birinden vazgeçmek demek olabilir ama Sneijder'in verimini arttırmak için bu şart.

Benim gözlemlediğim bir başka eksiklik de, Galatasaray ileride baskı işini daha iyi yapmalı. Rakibe çok izin veriliyor. Bu alışılmadık bir şey Galatasaray için. Normalde Galatasaray rakip stoperlere top çıkartmaz bir alışkanlığa sahiptir. Burak'ın takıma gelmesinden sonra bu biraz kayboldu. Oyuncu profilinden dolayı, bu Burak'ın hatası değil fakat Umut ile beraber oynadıklarında, Umut'un o preslerine Burak'ın da cevap vermesi demek, çok daha rakip alanda topun kalması demek olur. Burak'tan vazgeçmek kolay değil artık. Takımın taşıyıcısı durumunda. Fakat özellikle içerdeki maçlarda, rakibe fazla izin vermek de Galatasaray'ın genlerine aykırı bir durum. Bu belki bekleri ileri taşıyarak - daha riskli bir oyun ile - da çözülebilir ama bu oyun bir şekilde özellikle içeride sağlanmalı. Fatih Terim döneminde, Elmander ve Necati'li forvet hattının maçı ilk 15 dakikada çözmesinin nedenlerinden biri de bu baskı oyunuydu. Bu oyunu o dönem Galatasaray 60 - 70 dakika yapabiliyordu. Burak'ın takıma gelmesi ile bu oyun 15-20 dakika belki sağlanabiliyor. Bu sadece forvetlerin stoperlere baskısıyla değil takımın stratejisi ile de ilgili. Belki de Hamza hoca seneye için böyle bir hazırlığın için de olabilir. Bu sağlanırsa, Selçuk ve Melo'nun da skora katkısı daha fazla olacaktır. Bu yüzden Hamza hocanın stoperlere daha güvenip onları daha önde kurgulandırması gerekebilir. Rakip sahaya oyunu yıkmak için stoperlerin daha öne çekilmesi biraz risk olsa da, özellikle içeride bu daha baskılı bir oyun getirecektir.

Kalan son iki maçta özellikle içeride Beşiktaş derbisinde, sabırlı oyun doğru strateji mi, emin değilim. Yara almış Beşiktaş'ı sabırlı şekilde çözmeye çalışmak, skoru kaybetmeye neden olabilir. İçerideki taraftar desteği ile, baskılı oyun tercihi düşünülebilir ki, Veli gibi Beşiktaş'ın dinamo futbolcusu yokken, doğru plan gibi geliyor.

19 Nisan 2014 Cumartesi

FC İdare Etmece

İçerde Chelsea gibi bir takımı elinden kaçır, ezeli rakiplerin Beşiktaş ve Fenerbahçe'yi yen, Juventus'u devir, sonra lige erkenden havlu at.

Galatasaray bu. Yukarıdaki tabloyu yakalamış takım ya şampiyon olur, ya da şampiyonluğu sonuna kadar kovalar. Ama deplasmanda kaybolursa hayalkırıklığı gelir.

Yukarıdaki takımları ya yenmiş ya da zorlamış bir takımın deplasman performansı bu kadar kötü olamaz. Bunun tek açıklaması, oyuncuların "idare etme" hastalıkları.

İçerde idare edemiyorlar çünkü taraftarı kızdırmak istemezler. Kazanmak için konsantre oluyorlar ve kazanıyorlar. Deplasmanda bu uyku hali hiç bozulmuyor ve puan kayıpları geliyor.

Bursaspor'un 2-0 öne geçtiği Türkiye kupası maçında maçın 2-5 Galatasaray lehine bitmesi de, "iş işten geçiyor elimizde bir bu kaldı hadi beyler" toparlanması ve Sneijder'in ilk yarının sonunda bulduğu goldü.

Galatasaray'lı oyuncuların bu maç seçme ve idare etme hastalıklıklarını bozacak kişi, hem kaptanlar hem de Abdürrahim Albayrak gibi yöneticiler. Ali Dürüst ve Albayrak gibi futbolcu - yönetim ilişkisini çok iyi sağlayan isimlerin bu futbol takımın içinde bulunması şart. Başkan bunu görmezse, başkanlıktan gittikten sonra bunun farkına varıp, "evet, orda ynlış yapmışız." diyecektir.




3 Mart 2014 Pazartesi

Çaykur Rize 1 - Galatasaray 1 | Forvet var mı?



Rize deplasmanında kısır geçen ilk yarı sonrasında, Galatasaray tıpkı Chelsea maçındaki gibi sezon içi alışkanlıklarından olmayan bir korner golü ile öne geçiyor. Sneijder'ın çok iyi ortası, Rize savunmasının adam paylaşımındaki hatası, Chedjou'nun temiz kafa vuruşu.

Bundan sonra Galatasaray için daha rahat maç olacağını söyleyenler, benim aksime haklı çıktlar. Ben Galatasaray 4-5-1'e dönmezse, gol yiyeceğini söyledim Twitter adresimde. Halbuki Galatasaray 1-0 öne geçtikten sonra 2 tane biri %100'lük (Sneijder) diğeri %2300'lük (Umut) golu kaçırdı. Mancini golü attıktan sonra benim gibi düşünmeyip neden orta alana daha savunmacı birini sokmadı; bu pozisyonlarda bunu anladım. Gol için yüklenecek Rize'nin arka tarafı daha çok açık verecek ve Galatasaray Umut - Burak - Sneijder 3'lüsü ile pozisyonlar bulacaktı. Mancini bunu gördü. Rize bu riski aldı fakat son vuruşlar olmayınca puanlar da Rize de kaldı.

Mancini'yi suçlamak kolay, fakat Umut ve Sneijder'in son vuruşlardaki lakayit ya da konsantrasyon eksiklikleri daha çok suçlanası.

Ayrıca maç içinde Galatasaray'ın forvetsiz oynadığı çok göze batıyor. Umut ve Burak açık alanda iş yapabilen yetenekli oyuncular. Hem fırsatçı hem de çabuklar fakat Selçuk - Melo - Sneijder gibi oyuncularla oynuyorsanız, topu alıp tutup servis yapabilecek forvetlere ihtiyaç var. Drogba iyiyken bunu yapabiliyor ama her zaman değil. Elmander ya da Necati tarzı bir forvetin şu an Galatasaray'a ne kadar çok şey katabileceğini tahmin edebiliyorum. Özellikle Sneijder ve Melo topu forvetlere atıp, rakip ceza sahasına koşular yapabilen çok etkili oyuncular, fakat bu toplar ne Burak ne Umut ne de eski günlerinde olmayan Drogba tarafından geri geliyor. Mancini şimdiden gelecek sezon için forvet arayışlarına girmeli. Sırtı rakibe dönükken servis yapabilen güçlü ve tekniği çok iyi olan bir forvet Galatasaray'ın stoperden daha çok önceliği.

27 Şubat 2014 Perşembe

Galatasaray 1 - Chelsea 1 | Mancini düşmanlığı





















Maç öncesi rakibe bakar, kendi silahlarınıza bakar, bir 11 çıkarır ve ona göre bir strateji planlarsınız. Mancini maçlardan önce dersini çok iyi çalışan bir hoca, bunda hiç şüphem yok. Fakat maçın gidişatı maçtan önce planlananların dışına çıktı. Bana göre teknik direktörülük yetenekleri burada kendini gösteriyor. Senaryo maç içi değişebilir, önemli olan nasıl reaksiyon verdiğiniz.

Galatasaray golü yedikten sonra ve kalesinde pozisyonlar gördü. Bunun üzerine, Hajrovic yerine Yekta'yı oyuna alarak, Chelsea'nin orta sahadaki hakimiyetine son verdi ve topa sahip oldu. İkinci yarı oyunu iyice Chelsea kalesine yıkacağını planladığından, arkada Hakan yerine daha çabuk Semih Kaya'yı oyuna aldı ve ikinci yarı Chelsea'ye hiç pozisyon vermeden, Chelsea kalesinde beklediğimiz baskıyı Galatasaray'ın kurduğunu gördük.

Chelsea'yi az çok takip eden bir futbolsever, Mancini gibi düşünür. Ne yapar? Chelsea'nin pas takımı değil bir kontratak takımı olduğunu bilir ve Arena'daki taraftar desteği ile Galatasaray'ın, Chelsea kalesinde baskı kuracağını ve Chelsea'nin kontrataklar ile Galatasaray kalesinde tehdit oluşturabileceğini bilirdi. Senaryo böyle olunca, Hajrovic tercihi anlam kazanıyor. Dar alanda oynayabilen ve şutları etkili olan Hajrovic, oyun Chelsea kalesinde oynanırken etkili olabilir. Fakat maç böyle olmadı. Mourinho oyunu tutmak için ortasahada topa sahip olan ve topu Galatasaray'a teslim etmekten kaçınan bir taktik ve strateji ile sahaya çıktı. Önemli olan Mourinho'nun bu kurnazlığına, Mancini'nin nasıl tepki vereceğiydi. Yekta ve Semih değişiklikleri ile bunu çok iyi yaptı.

Bazen hata yaptıktan sonra doğru yolu kısa zamanda bulabilmek de çok önemli. Bazen, ders vermek yerine ders almak da sizin umudunuz olabilir :)

26 Şubat 2014 Çarşamba

Kaçırmaya Gelmez! | Galatasaray - Chelsea




Galatasaray'ın içerdeki en kısır maçı bile pozisyonlu oluyor. En son Beşiktaş maçında bile, rakip kaleye gitmekte zorlanan Galatasaray, Alex Telles'in şık çalımı ile pozisyona girmiş, yanlış şut tercihi yerine pentaltı noktasındaki Selçuk'u bulsa erkenden skoru alabilecek durumdaydı. Sezonun ilk Şampiyonlar Ligi maçında Real Madrid'e teslim olan Galatasaray, aslında harcadıkları pozisyonları gole çevirse, ilk yarı 3 gol atıp Real Madrid'i puansız bile gönderebilirdi.

Galatasaray, içeride tribünlerin desteği ile dünyadaki her takıma karşı pozisyona girebiliyor. Önemli olan pozisyona giren oyuncuların konsantrasyonlarının tam olması. 50 küsür bin gol bekleyen kişinin içinde, gol vuruşu yapmak sadece yetenek değil; soğukkanlılık, konsantrasyon ve çabuk karar verebilme yeteneği de gerektirir.

Girdiği pozisyonlardan eli boş dönen Galatasaray, rakibini ayıltıyor ve tribün ambiyansını rakibi lehine çeviriyor. Tribünler tabii ki 90 dakika boyunca takımı desteklemeye çalışıyor fakat girilen pozisyonları çöpe atmak, tribünlerin de şevkini ve inancını kırıyor. Bu da rakibin işini kolaylaştıyor. Özellikle rakibiniz şu an dünyadaki kontratak futbolunu en iyi oynayan takımsa.

Galatasaray - Chelsea maçının en kritik noktası, Galatasaray futbolcularının gol vuruşu performansları. Real Madrid hezimetinde önümdeki kalede maç 0-0 iken Burak'ın kaçırdığı bomboş kafa pozisyonu, bu konuda elimi daha da güçlendiriyor.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Kopenhag 1 - Galatasaray 0 | Mancini Hamleleri















Maçtan önce Bruma'yı forvet arkası oynatabileceğini düşünmüştüm Mancini'nin. Böylelikle Drogba yine tek forvet oynayacak, Burak ise son haftalardaki gibi solda başlayacaktı. Fakat beklediğimin aksine, Bruma kanatta, Burak ise hemen Drogba'nın yanında başladı.

Bu rakibin baskılı oyun kurmasını yani stoperlerlerinin oyuna dahil olmasını engellemek için mantıklıydı. Fakat Mancini Burak'ın Drogba'nın yanında oynaması halinde, stoperlerin yine de oyuna dahil olabileceğini çünkü Burak'ın topsuz oyunda forvet oynarken baskı yapmayacağını es geçti. Bu es geçme Danimarka ekibinin işine geldi. Burak baskı yapmazken, zaten baskı yapmayan Drogba ve Aydın ve Bruma ikili mücadeleleri eksik olan oyuncular, Kopenhag'a topu teslim etti. Bu top teslimi, ev sahibini öne geçirdi ve tam da istediği gibi ilk golü atıp arkasına yaslandı. Galatasaray 25. dakikadan sonra topu alsa da geri kalan dakikalarda skoru değiştiremedi. Bu fırsatlar gelmiş olsa da olmadı.























İkinci yarı çok beklemeden Mancini Aydın'ı çıkarıp Ceyhun'u oyuna aldı. Bu hamle bir çoğu için defansif gözükse de aslında değildi. Ceyhun'un oyuna dahil olması ile son pasları attırabilmek için Selçuk'u sakatlığından dolayı sahada olmayan Sneijder'in bölgesine çekti. Bu değişiklikten sonra Galatasaray oyunu tamamen yarı sahaya yıktı, baskısını arttırdı. Zaten önde olan Kopenhag en iyi yaptığı işi yaparak, set savundu.























Ceyhun'un oyuna girmesi ile Eboue de iyice kendini ileri attı ve bir açık oyuncusu gibi ataklara katıldı. Galatasaray oyunu yıkmasına rağmen Kopenhag önde olmanın motivasyonu ile de sert savunmasında açıklık vermedi.

Bundan sonra Mancini Semih'i çıkarıp Umut'u alarak savunmada tüm riskleri aldı. Melo'yu da Selçuk'un yanına iten Mancini, Umut - Burak - Drogba 3'lüsü ile rakibi daha da boğmak istedi. Artık hücum yapma niyeti olmayan Kopenhag zaman zaman bunalsa da kalesinde çok ciddi pozisyonlar görmedi.
























Burada ufak bir eleştiri. Savunmadan çıkmayan tüm hedefi gol yememek olmuş bir rakibe karşı daha fazla merkez santraforla oynamak her zaman ilk tercih olmamalı. Bana göre Kopenhag gibi fizik kalitesi üstün ama oyun bilgisi muhteşem olmayan takımları fazla forvet alarak değil fazla çizgi oyuncusu almak ile açabilirsiniz. Mancini'de bunun farkına varmış olacak ki, bakın ne yaptı;
























Oyun genişliğini yaratamadığını farkeden Mancini, Burak'ı çıkarıp Amrabat'ı aldı. Buradaki hamle çok doğru olsa da takım Drogba'ya yüksek atmaya başlayınca, Amrabat'ın girmesi oyun genişliğine bir etki yapmamış gibi oldu. Belki daha önce Amrabat -Burak değişikliği daha iyi olabilirdi.

Mancini bence oyunu çok iyi okuyabilen bir hoca. Hamleleri takımı olumlu etkiliyor. Galatasaray'ın geçen sene dahil deplasmanda Şampiyonlar Ligi'nde bu kadar rahat oynadığı maç yok. Fakat anadolu deplasmanlarında ilk golü yiyince nasıl rakip kapanıp bundan yararlanabiliyorsa, Kopenhag da bunu yaptı.

Eray Muslera'yı aratmadı, aratacak pozisyonlar da olmadı belki. Mancini'nin "Son maçta Juventus'u yenmek zorundayız." cümlesine tepkiler tam bir Türk romantizmi. İspanya'da Real Madrid'i yensen de, içeride Juventus'u yenmek zorundasın. Hedef maçı gösterip şimdiden futbolcularını oraya motive ettiğini söylemek daha akıllıcayken, "Real Madrid maçına futbolcular nasıl motive olsun şimdi, en önemli maç önündeki maçtır." gibi klişelerle hocaya yüklenilmesi doğru değil.