9 Haziran 2011 Perşembe

Selçuk İnan


Bazı futbolcular vardır ki o hafta nasıl oynayacağını kestirmeniz zordur. Bir önceki hafta muhteşem bir oyun ortaya koymuş olsa da gelecek maçta takımı yakmayacağı, ölümcül hatalar yapmayacağını söyleyemezsiniz. Bu kesinlikle Selçuk İnan değil. Selçuk İnan her hafta takımı kurtaracak oyun oynuyor da demek değil belki. Ama bir teknik direktörün ilk 11'e düşünmeden yazacağı adamlardan kendisi. Kötü oyununun bir limiti var. Onun altına inmiyor. Bu yüzden bana göre Galatasaray taraftarı önümüzdeki sezon ''Bu Selçuk niye 11'de'' tarzında cümleler kuramayacaklar. Çünkü aşağı yukarı neler yapabileceği belli olan bir futbolcu.

Ortasahada hem ileriye hem de geriye dönük oynayabiliyor. Yani şu meşhur ''iki yönlü ortasaha''lardan. Ayak üstünü çok iyi kullanabiliyor ve oyunu çok iyi görüyor bunun yanında da iyi bir kesici. Gününde olduğu zaman maç kurtarabilecek yeteneğe sahip.

Bana göre tek handikapı bazen maç içinde çok kayboluyor. Futbolcunun her zaman oyun içinde olması beklenemez ama bazı zamanlar Selçuk'un oyun içinde çok pasif kaldığını görebiliyorum. Bu demek değil ki kendisi sorumluluk almaktan kaçıyor. Sorumluluk almayı seven bir oyuncu olmasına karşın ara sıra kayboluşlarını görebiliyoruz.

Fatih Terim ile başarılı olabileceğini düşünüyorum. Fatih Terim ona güvenini hissettirirse oyun içinde kayboluşları da minimum seviyeye düşecektir. Bence Galatasaray'a çok şeyler verecektir. Şuan beklenilen bir çok yabancı yıldız oyuncudan eksiğinin olduğunu düşünmüyorum. Kısacası komple bir futbolcu.

12 Kasım 2010 Cuma

Galatasaray'lılar İzin vermeyin!


Hagi, en kritik dönemde Galatasaray'ın başına gelmeyi kabul ederek ne kadar cesur biri olduğunu bize gösterdi. Rijkaard'ın karmaşık Galatasaray'ından sonra, oyuncuların kendine güveni kaybolmuşken, böyle bir görevi kabul edip, elini taşın altına koymak sadece gerçek Galatasaray'lıların yapabileceği bir şey. Ne kariyerini düşünmek ne de geleceğini. Sadece Galatasaray sevgisi.

''Hagi'nin kaybedeceği bir şey yok'' diye düşünenler ya Galatasaray'lı değildir ya da Hagi'nin Galatasaray sevgisini bilmeyenlerdendir. Galatasaray başarısız olursa, Hagi bu takımın antrenörü olmasa bile kendini kaybetmiş hissedecektir ki şu anda Galatasaray'ın teknik direktörü ve tüm gücüyle Galatasaray'ı bu durumdan kurtarmak için çalıştığına eminim.

Bu yazıyı yazmamdaki amaç Hagi'ye destek değil köstek olmak için tüm mesaisini harcayan gazeteciler. Adam Kadıköy'den puan alıyor ki 10 senedir olmayan bir şey bu ''Çok defansif oynattı takımı!'' yorumu alıyor. Kupada Denizlispor'u yeniyor ki bu takım Bank Asya'da daha yenilgi yüzü görmemiş lider takım. Bu sefer ''Bi zahmet Bank Asya takımını da yensinler''deniliyor. Trabzon maçında iyi mücadele eden bir Galatasaray izliyoruz ama kişisel hatalar yüzünden maçı kaybediyoruz ''al işte yenilgiler başladı'' deniliyor. Oyuncu değişikliği yapıyor ''en yanlış değişikliği yaptı'' diyorlar.

Bu insanlar Galatasaray'ın 10 puan bile geriden zirveyi takip etmesine dayanamayan kişiler. Hagi'nin takıma olumlu etkiler yaptığını bilip ama içlerindeki korku yüzünden bu insanı aşağılayan gazeteciler(!). Bu insanlar Galatasaray'ın gücünün farkında olup bu durumdan endişe duyanlar. Her an, geriden de takip etse, şampiyon olabileceği ihtimalini bilip buna önlem almak isteyen insanlar.

Hagi Galatasaray'ın ilk başına geldiği ve ayrıldığı dönemden sonra çok iyi dersler çıkarmış. Buradan kopmayıp, tekrar kendine şansın geleceğini düşünerek ''Türk futbolunda nasıl doğru teknik direktör olunur''a iyi hazırlanıp şimdi bu fırsatı en iyi şekilde kullanan biri. Öyle asisstler, akıl almaz goller atan birinin futbola aklını ve zekasını koymadan bu işi yapabileceğini düşünemeyiz. Hagi, kendini geliştirme kapasite çok yüksek bir insan. Kaybettiklerinden dersler alıp, gereken ve ayağa gelen aynı şansı tepmemek için zekasını ve tecrübesini kullanacak kadar akıllı bir insan. Kimsenin şüphesi olmasın ki Galatasaray onunlayken emin ellerde. Size ''başarılı olur''un sözünü veremem ama Galatasaray için gerekli ve doğru olan her şeyi yapabileceğinin sözünü verebilirim çünkü ona bu derece güveniyorum.

Basının ve yorumcuların Hagi'ye karşı tutumu çok doğal. Eğer Galatasaray bir çıkış yakalarsa, yeni stadıyla beraber rakiplerine ciddi farklar atabilecek potansiyele sahip. Bu insanları aldırmadan, takıma ve kulübe tam desteği verip, iç savaş çıkarmak isteyen kitle ve kişilere karşı tepkimizi bir Galatasaray'lı olarak koymalıyız.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Yeni dönem


Galatasaray'ı yönetememesi Rijkaard'ın kötü hoca olduğunu göstermez. Bu güne kadar üst düzey futbolcularla çalışmış Rijkaard, onları kampa almak zorunda değildi, onlara maç öncesi inançlı motivasyon konuşması yapmak zorunda değildi, onları kadro dışı bırakarak disipline sokmak zorunda değildi. Çünkü çalıştığı futbolcular 6 yaşından beri bu disiplinin bilinci altına alınmış ve dışarıdan harici destek almak zorunda olmayan oyunculardı. Rijkaard gitmeliydi. İyi bir insan, iyi bir futbolcu ve başarılı bir teknik direktör olabilir ama futbolculara güvenmediğini hissettirdikten sonra tekrar o sahip olduğu oyuncu gurubuna istediklerini yaptırması zordu.

Hagi dün oynanan derbide bana kesinlikle liderlik vasfını hissettirdi. Ben futbolcu olsam saha kenarında kendini hırpalayan ve hiçbir zaman kaybetmeyi kabullenemeyen bir hocanın olması beni motive eder. Taraftarın beğenmediği Pino dün o kadar hazırdı ki sanki sezon başından beri bu takımın tek forveti oynuyormuş hissi verdi. İlk zamanlarda ayağına topu aldığı anda kaybeden yapısı varmış gibi hissettirmesine rağmen dün topu saklaması ve dikine dribblingleri ile gerçekten iyiydi. Sezon başı herkesin ''bu Cana da kim?'' dediği adam dün ortasahada hem Alex'i kapadı hem de 3. stoper olarak savunmayı rahatlattı. Tam bir görev adamı olduğunu gördük. 2 senedir taraftardan yemediği küfür kalmayan Elano ise nefesi bitene kadar tartışmasız sahanın en iyisiydi. Ayağına aldığı her topu olumlu kullandı. Yaptığı şık hareketlerle Güney Amerika'lı olduğunu da hissettirdi. Sanki her hafta derbi oynarmışcasına da soğuk kanlıydı. Ben aynı düzeye Misimovic'in de çıkacağına eminim. Bu saydığım futbolcular Rijkaard döneminde hep suçlarınıyordu. Peki neden?

2 tane ana nedeni var. 1.si bu oyuncu grubu Rijkaard'ın oynatmak istediği 4-3-3 taktiğine uygun profile sahip olmayan oyunculardı. Dün gördüğümüz kalabalık ve yardımlaşan ortasaha, hem futbolcuların birbirlerine daha yakın oynamasına sebeb oldu hem de direnci arttırdı.

2. neden ise futbolcuların kendilerine güvenen birini başlarında hissetmesi oldu. Yani motivasyon arttı. Galatasaray futbol takımı dirençli ortasahasını yaratıcı oyuncularla harmanlayarak ''Galatasaray'' olmuştur. Galatasaray yeni bir döneme girdi. Antalyaspor maçında Samiyen'de baskılı futbolu sürdüreceğimize inanıyorum. Misimovic'in de artık takıma oturacağına inananlardanım.

19 Eylül 2010 Pazar

Kadrodan yararlanmak

Takımın başında Rijkaard olunca ve kadroda oyunu değiştirebilecek bu kadar fazla oyuncu varsa ve takım her hafta kötü futbol sergiliyorsa biz taraftarlar bunun nedenini sorgularız. Galatasaray herhangi bir kulüp olmadığından alınan galibiyetlerin yanı sıra göze hoş gelen futbol da sergilemek zorunda. Yapılan pahalı transferler de bunu sağlamak için zaten.

Her hafta bu kötü futbolu gören biz taraftarlar takımı oluşturan parçaların çok kaliteli isimler olduğunu bildiğimizden her hafta ''takım bu defa düzelir'' umuduyla maçları izliyoruz. Ama nedense her hafta o başlama vuruşu yapıldığında saçma sapan uzun toplar ve 2 pas yapamayan takımla karşılaşıyoruz. Dün alınan Buca galibiyetinden sonra seviniyoruz ama maç bittikten sonra gelinen duruma üzülmemek de elde değil. Galatasaray lige yeni çıkmış bir takıma karşı 3 şut çekiyorsa ve şans denilebilecek bir gol ile galip geliyorsa bunu düşünmek gerekir. Galatasaray en umutsuz olduğu, kadrosunun çok mütevazi olduğu dönemlerde bile ligde gittiği deplasmanlarda aciz duruma düşmez her şekilde topu karşı sahaya yıkmayı becerirdi. Üzüldüğüm nokta Galatasaray bu kimliğini kaybetmeye başladı. Artık 4-3-3 sevdasına ard arda 4 pas yapamaz olduk. O topu karşı kaleye yıkan, kanatlardan bindiren ve aynı zamanda dikine hızlı oynayabilen takım, eski dönemlere nazaran daha iyi bir kadroya sahip olmasına rağmen istenilen düzeyin çok gerisinde.

Bunu söylemekten bıktım fakat kesinlikle elimizdeki kadro yapısı 4-3-3 oynamaya müsait değil. Bu sistemi gerçek anlamdayerine getirmek için ortasaha oyuncularınızın gerçek anlamda oyunu 2 yönlü ouynuyor olması lazım. Pas alırken nereye oynayacağını bilen, top rakipteyken nerede durmasını bilecek oyuncu profillerine sahip değilseniz ortasahada zaten bu sistemi sahaya yansıtmanız mümkün değildir. Burada şunu sorgulamak gerekir; teknik direktör elindeki kadro yapısına göre sistemi mi oluşturmalı yoksa oynatmak istediği sisteme göre oyuncularını mı eğitmeli. Madem Rijkaard 4-3-3'de bu kadar ısrarlı o zaman neden kendisi bu sistemin en önemli yeri olan ortasahaya daha kreatif ve oyunu 2 yönüyle gerçek anlamda oynayan futbolcular aldırmadı! Ya da aldırmak istemesine rağmen istediği oyunculara sahip olamayan Rijkaard elindeki kadroyu neden daha iyi yararlanacağı bir sisteme oturtmaktan bu kadar korkuyor!

Galatasaray şuanki döneminden daha kötü olamaz. En azından oyun olarak! Bu yüzden 4-3-3'ün değişik varyasyonlarını sahaya yansıtmaya çalışacağına, başka sistemlerle, elindeki Misimovic, Arda, Baros, Kewell gibi futbolculardan yararlanmanın formülünü aramalı! Aksi taktirde bu futbolcuların Galatasaray'da oynamasına gerek yok! Ne de olsa yararlanamıyorsun! Bu; sahip olduğun playstation 3'ü eski model bir tüplü televizyona scart girişinden bağlamak gibi bir şey! İstenilen elde edilemedikten sonra elindekinin ne olduğunun önemi yok.

16 Eylül 2010 Perşembe

Ah 4-3-3 ah!


Galatasaray'ı yaklaşık 1 senedir rahat maç kazanır şekilde görmüyoruz. Geçen sene bu zamanlar 5-6 tane atıp 2 gol yediğimiz dönemleri geride bırakıp 1 gol atıp 1 gol yeme ya da 1 gol atıp 2 gol yeme dönemine girmiştik. ''Geçen sene başı bu takım 4-3-3 oynuyordu da şimdi niye oynayamasın?'' lafına kesinlikle katılmayanlardanım. Geçen sezonki ilk 4-5 haftalık periyot ligin çok başıydı ve kesinlikle bir ölçüt olamaz.

Galatasaray'ın elindeki kadrosunu tam anlamıyla kullanabilmesi için kesinlikle bu orta saha düzeninden vazgeçmesi lazım. Bunun adı taktiksel açıdan ne olursa olsun! tüm orta saha sadece Mustafa Sarp ve Ayhan'a emanet edilemez.

Galatasaray 4-4-1-1 gibi bir sistemde kesinlikle çok daha potansiyelini yansıtabilecek oyun sergileyecektir. Türkiye'de oynanan futbolun güce ve kondisyona yönelik oynandığını biliyoruz, tüm ortasahayı sadece 2 oyuncuya bırakmak intihar etmekten başka bir şey değildir. 4'lü savunmanın tam önünde 2 tane defansif özellikleri yüksek ve aynı zamanda top dağıtabilecek oyuncular kullanılmalıdır. Eğer 4-4-1-1 oynanılırsa saç baş yoldurtan Ayhan bir anda taraftarın sevgilisi haline dönüşecektir. 4-4-1-1 sadece sahaya dizilişte değil stratejik açıdan da farklılıklar gösterir. Yani; sağ ve sol açık oyuncuların orta sahaya daha fazla yardım etmesi demektir. bu da demek oluyor ki ortasahanın ortasında oynayan oyuncuların daha ekonomik oynayacak. Aynı zamanda demek oluyor ki ortasahanın ortasında oynayan oyuncular 60 70 metrede değil 30 40 metrede oynayarak pozisyonlarını kaybetmeyecekler bu da takıma az pozisyon verme konusunda yardımcı olacak. en uçtaki 1-1 ise Baros ve Misimovic'den başkası olamaz. Misimovic hem forveti çiftleyecek hem de önünde oynayan oyuncuya assist kralı olacak kadar gol attıracak potansiyele sahip. 4-3-3 demek kontrollü futbol demek değil maalesef. Risk almak demek.

4-4-1-1 ya da benzeri bir sistemde takım birbirine daha yakın oynayabilecek. Misimovic, Arda, Elano gibi oyuncuların yakın oynaması demek rakip kaleye daha hızlı yol almak demek. 4-3-3'deki sistem kopukluğundan dolayı oyuncuların da tam olarak potansiyellerini yansıtamadığını görmemek elde değil. Hayır 4-3-3 oynayarak fazla pozisyona girsek, daha yırtıcı oynasak bu belki pozisyon verme konusunda göz ardı edilebilir. Fakat rakibe bu kadar rahat pozisyon verip aynı zamanda rakip kalede zar zor pozisyonlar bulmak Galatasaray'a hiç yakışmıyor!

Rijkaard büyük hoca kabulümüz. Fakat artık bu sistemin iş yapamayacağını görmesini istiyoruz! Kendisinin bu sistemde ısrarcı olmasının ileriye yönelik bir ışık gördüğü anlamına geliyor olmasını dilemekten başka bir umudumuz yok zira kendisi bu sistemden dönecek gibi durmuyor. Umarım haklıdır.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Misimovic


''Bundesliga'da boşnak rüzgarı'' adlı yazımda Dzeko ve Misimovic'in ne kadar büyük oyuncular olduğunu yazmıştım. Yazıyı yazdığım dönemler Misimovic'in Galatasaray'a gelme ihtimali falan yoktu. Dedikoduları bile çıkmamıştı. Açıkcası dedikodularının çıktığı dönemde bile inanmak güç gelmişti. Tek umut Wolfsburg'un Diego'yu takıma katmasıyla varolabilirdi. Galatasaray taraftarı uzun süre bu transferin gerçekleşmesini bekledi ve sonunda transfer gününün en son günü Misimovic'in Galatasaray'a geldiğini öğrendik.

Misimovic'in top tekniği bir Lincoln değil ama profesyonelliği Lincoln'un bayağı bir üstünde. Fiziksel açıdan Lincoln'e göre daha kuvvetli. Topu saklama becerisi yine Lincoln'den daha üstün. Boşnak futbolcular, Brezilyalı oyunculara göre Türkiye liginde daha çok iş yapabilme potansiyeline sahipler. Fizik olarak onlardan daha üstün oldukları bir gerçek. Ülkemize daha yakın bir coğrafyadan geliyorlar. Alışma süresi yok denecek kadar az. Boşnak futbolcuların ortak özellikleri hepsinin belli bir top tekniğinin üzerinde olması ve savaşcı olmaları. Fiziksel açıdan hepsi bir standartın üzerinde. Misimovic, Duran toplarda hakikaten çok yetenekli bir oyuncu. Oyunu okuma özelliği muhteşem. Hep agresif ve dikine oynamaya çalışan bir futbolcu.

Bugün Misimovic'i izleme fursatı bulacağız. Bence Galatasaray'ın son zamanlarda yaptığı en isabetli transfer. Bundesliga asisst kralını getirip, onun iş yapmama ihtimalini konuşmak sadece kıskançlığın göstergesi olabilir. Önünde oynadığı Dzeko ve Grafite gibi isimleri gol kralı yapan Misimovic kesinlikle Baros'a da gol kralı olma konusunda büyük katkılar sağlayacaktır.

9 Temmuz 2010 Cuma

Lorik Cana yorumu


Mehmet Topal Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra artık herkes onun oynadığı bölgeye yapılacak transferi bekler olmuştu, hatta transferleri. Dün bu transferlerden ilkini Galatasaray yönetimi açıkladı. Lorik Cana artık Galatasaray'daydı. Bu transferin doğru olup olmadığını yorumlayabilmek için Mehmet Topal'la Cana'yı kıyaslamak gerekir. Mehmet Topal uzun bacakları ve markaj sezileriyle o bölgede aranan tüm özelliklere sahip bir futbolcu. Bu tamamen doğru. Zaten öyle olmasa İspanya'nın büyük kulüplerinden birine transfer yapamazdı. Eksik yanlarına gelince yeteri kadar yırtıcı ve savaşcı olmaması ve aynı zamanda o bölgede oynayan bir oyuncu için yeteri kadar güçlü olmaması. Lorik Cana ise Mehmet Topal'ın aksine belki de gereğinden fazla savaşcı ve topu kazanmak için her şeyini veren bir oyuncu. Mehmet Topal gibi ''örümcek'' bacakları olmasa da top kapma sezilerinin çok güçlü olduğunu görmemek mümkün değil. Aynı zamanda transferin doğru olduğunu kanıtlayan bir diğer artı özelliği ise Fransa va Premier lig tecrübeleri olması. Ortasahanın ortasında oynayan bir oyuncu için liderlik vasfınında önemli olduğunu düşünen biri olarak, Lorik Cana transferinin Mehmet Topal'ın yerine alınan bir oyuncu olarak çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Umarım hırsı kırmızı kart olarak minimum seviyede Galatasaray'a döner. Yanına bir tane daha bu tarz savaşcı ortasaha oyuncusu alınması halinde Galatasaray'ın geçen seneki ''pozisyon yeme'' zaafını en alt seviyeye çekeceğine inanıyorum. Hayırlı olsun.