28 Mayıs 2010 Cuma

Platini vs Erzik


Euro 2016 ev sahipliği için finalde her ne kadar İtalya'da olmuş olsa aslında finalin Türkiye ve Fransa arasında geçeceği önceki oylamalar ve uefa'nın raporlar doğrultusunda yaptığı açıklamalarda belliydi. Şenez Erzik'in Platini'nin adamı olduğu, onun dediklerini ve yaptırmak istedikleri konusunda sadık kaldığını çok okuduk. Ama buna hiçbir zaman inanmadım. Bir insan milliyetçi olmasa bile girdiği her organizasyonda ülkesi adına doğru olanı yapmak ister. Hele ki yarıştığınız kulvarda Fransızlar varsa!

Bu doğrultuda finalde Fransa ve Türkiye yarıştığında, aslında uefa delegelerini ikna etme olayı sadece hazırlanan raporlara ve prezentasyonlara bağlı değildi. Uefa'nın en üstündeki iki adamı Platini'nin Fransız olması ve Şenez Erzik'in Türk olması bu yarışın daha farklı bir boyut kazanmasını sağladı. Platini futboldan gelme biri. Yani o futbolcu çingeneliğine sahip. Şenez Erzik'in yüzüne gülüp de nereden ne koparırım, nasıl oy alırımı kovalayan bir görünümü var. Aslında tarafsız gibi görünüp Şenez Erzik'in de öyle olmasını isteyen tavırları tamamen bir oyun. Şenez Erzik bir gerçek ki Platini'nin sahip olduğu yetkilere sahip değil. Platini sadece konumundan ve yine sadece Fransız olmasından dolayı bile oy verecek kişileri daha çabuk etkileyebilir. Şenez Erzik de bir avrupa ülkesi olmayan(!) Türkiye'nin UEFA'da bir temsilcisi, UEFA asbaşkanı.

Şenez Erzik'in oylamadan sonra ki sinirli tavırları kesinlikle Platini'nin adil gibi görünen ama içten pazarlıklı tavırlarınaydı. O yüzden Şenez Erzik ''UEFA başkanı için iyi bir sonuç değil'' diyerek Platini'ye gönderme yaptı. Şenez Erzik'in demek istediği; Türkiye'nin sadece 1 oyla Fransa'ya kaybederek, aslında içten pazarlıklı olan Platini'nin o kadar oyunlarına rağmen ev sahipliğini zorla kazanmasıydı. Platini'ye selam olsun.

27 Mayıs 2010 Perşembe

Barselona'yı tahttan indirmek için getirilen adam: Jose Mourinho.


Sizce Dünya üzerinde Jose Mourinho gibi bir adam olmasaydı Real Madrid'in başında 96 puan toplayan Pellegrini işinden edilir miydi? Bu çok tartışılır. Real Madrid'in teknik direktör değiştirme konusunda Türk takımlarından esinlendiği bir gerçek fakat Pellegrini'nin toplamda 102 gol atıp 35 gol yiyen bir takım yarattığı da bir gerçek. Burada sorulması gereken soru: Barselona mı çok iyiydi yoksa Real Madrid istenilen seviyeye çıkamadı mı? Olaya böyle yaklaşınca Real Madrid'in yarıştığı diğer kupalara bakmak gerekiyor. İspanya Kupasında 3. lig takımına elendiler. Buna ''bilerek elendiler'' diyen kişilerin sayısı epeyce fazla. Hadi diyelim bilerek İspanya kupasından elendiler. Peki ya Şampiyonlar Ligi'nden de mi bilerek elendiler? Hem de hiçbir şekilde kendilerine rakip olmaması gereken Lyon'a!


Mourinho Neden Real Madrid'e?

Benim görüşüm; Real Madrid'in ligdeki durumundan çok Şampiyonlar Ligi'nden beklentilerin altında elenmesi hem Pellegrini'nin hem de Jose Mourinho'nun seneye 2009-2010 sezonunda oldukları takımlarda olmayacaklarını gösterdi. En azından Şampiyonlar Ligi serüveninin erken bitmesi Pellegrini'nin bu takımda kalmasını iyice zorlaştırmıştı ama genel olarak bakıldığında ligde pozitif futbol oynayan bir takımdı Real Madrid. İnter'in de yarı finalde Barselona'yı elemesi, İnter'in başındaki Jose Mourinho'yu Real Madrid'in teknik patronluk koltuğuna itiyordu. Bunu hem kendisi hem de Real Madrid yönetimi biliyordu. Dünyanın en iyi teknik direktörü olduğunu bu sene İnter'i kupa beyi yaparak bir kez daha gösterdi. Ve yine dünyanın en iyi takımlarından birinin onca yıldıza rağmen istenilen seviyeye ulaşamaması, bir şeyleri görmek için pek de zor değildi. Mourinho hem nefret ettiği Barselona'yı devirmek hem de farklı üç takımla Şampiyonlar ligini kazanmayı hedefliyor. İş böyle olunca, Real Madrid'in Mourinho'ya, Mourinho'nun da Real Madrid'e ihtiyacı var.

Mourinho, sadece Real Madrid için ve İspanya'da futbolu takip edenler için değil dünya üzerindeki tüm futbol hayranları için de heyecanlandırıcı bir transfer. Basınla sivri dilli konuşması, rakip teknik direktörler ve oyuncularla girdiği diyaloglar, kazanma hırsı, futbol aşkı, kaybetmeyi kabullenemeyen yapısı, duygusal yanı, sadece la liga'yı takip etmek için bile yeterli özellikleri. Guardiola ile gireceği diyalogları ve El Clasico'yu şimdiden merak edenlerin sayısı yeterince fazla. Jose Mourinho ''futbol asla sadece futbol değildir'' cümlesinin en önemli örneğidir.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Mourinho ağlıyor!



Hep sivri dili ve karizmatik hareketleriyle ilgi çekti. Ama bir takımı ve oyuncuları nasıl sahiplendiğini bu videoda görebilirsiniz. Onun için 2 sene boyunca büyük emekler verdiği İnter'den ayrılmak hiç de kolay olmadı. Karizmatik ve sivri dilli olabilir ama aynı zamanda fazlasıyla duygusal.

25 Mayıs 2010 Salı

Çağlar Birinci Galatasaray'da!


Hakan Balta'nın sakatlığı nedeniyle 2008 eylülünde oynanan ve 1-1 sona eren Türkiye - Belçika maçında çoğumuz tanıdık onu. Fatih Terim, Hakan Balta'nın yokluğunda sol bek mevkiinde yaşanan sıkıntı nedeniyle Çağlar'ı milli takıma çağırdı. O maça gitmiştim. Ve tabii ki Çağlar hakkında tereddütlerim vardı. Sonuçta milli takımda oynamak bir tecrübe ister. Saraçoğlu tıklık tıklım iken heyecanlanmak ve kontrollü oynamak zordur. Maç başladığında Çağlar sanki 10 senedir milli takımın sol bekinde oynuyor edasıyla gayet sakin ve başarılıydı. 1985 doğumlu bir oyuncu. Yani o maç oynanırken futbol için genç sayılacak bir yaştaydı, 23. Çağlar Birinci hakkında tüm bildiğim bu idi. Galatasaray'a transfer olunca araştırma gereğinde bulundum ve Galatasaray'a ne katar, ne götürür onu düşündüm.

Galatasaray'ın asıl sol beki bilindiği üzere Hakan Balta'dır. Manisaspor'dan transfer edildikten sonra, performansından ötürü Milli takıma çağrılan ve gün geçtikce Türkiye'deki en iyi sol bekler arasına giren bir oyuncu Balta. Roberto Carlos'a bile sorulduğunda Türkiye'deki en iyi sol bekin Hakan Balta olduğunu söylemişti. Fiziği ve kontrollü çıkışlarıyla gayet oturmuştu Galatasaray'ın sol arkasına. Arda sol tarafta oynarken ikisinin uyumu çok başarılıydı. Rijkaard stoperlerin ayaklarına olan hakimiyetlerinden şikayetçi olunca, Hakan'ı stopere çekerek Caner'i sol beke koymuştu. Bu mevkiide de elinden geldiğince iyi oynasa da biz onu sol bekte görmeye alışmış ve orada daha başarılı olduğuna inanmıştık. Şimdi bakıldığında Lucas'ın yanına istenilen bir stoper bulunduğu zaman Hakan Balta mevkiisine kavuşacak ve bu takımın 1. sol beki olacak gibi gözükmektedir. Bu noktada Çağlar'ın performansı çok önemli. Hakan Balta'nın bana göre tek eleştirilecek yanı ofansa yeteri kadar desteği verememesi. Takım önde oynarken bile tereddütlü çıkışları onun en büyük eksiği gibi. Halbuki ileri çıkışlarında sol ayağı ile etkili ortalar yapabilmekte ve takımın ofansif yanına da katkı sağlayabilmektedir. Eğer Çağlar hem Hakan Balta'nın üst düzey yaptığı sol kanadı savunma olayını iyi yapıp bir de üstüne kontrollü ve çabuk geri dönme özelliğini eklerse Hakan Balta'yı yedek kulübesine oturtabilir. Bana göre Çağlar'ın en büyük artısı Hakan Balta'dan daha süratli olması. Yani bir bek oyuncusunda aranan en önemli özellik. Bunun yanında kademe anlayışı ve pozisyon alabilmedeki yeteneği de Çağlar'ın Galatasaray'daki kaderini belirler. Caner her ne kadar çabuk ve dikine çalım atabilme özelliği yüksek olan bir sol kanat oyuncusu olsa da, bek oyuncusu demeye dilim varmıyor. Defansif açıdan pozisyonunu bu kadar kaybeden ve top çalabilmedeki beceresinin bu kadar zayıf olması onun bir takımda bek oynamasını zora sokmaktadır.

Şimdi tabi ki sözleşmesi yenilenmeyen Caner ile Çağlar'ı kıyaslamak çok normal olacaktır. Çağlar'ın efektif ve kreatif olarak Caner gibi çalımları olmasa da takımın fizik gücüne artı katkı sağlayacağına ve kenarda oturan bir bek olarak bakıldığında Caner'den daha güvenilir bir isim olacağına inanıyorum. Caner'in yetenekleri bir bek oyuncusunun sahip olması gerekenlerle aynı doğrultuda değil. Kendisi Galatasaray'da sol açık oynayarak gayet başarılı işler yapmıştır zaten. Fakat bek oynadığında sıkıntılar yaşattığı da bir gerçektir. Bu yüzden Galatasaray bana göre sol açıktan zorla yapılmış bir beke değil de gerçek bir beke kavuşmuştur. Caner'i gönderip Çağlar'ı almak gayet mantıklı bir harekettir.

Bülent ''Uygun'' değil. (yanlış anons)


2009-2010 sezonunun devre arasında Manisaspor ile anlaşmak üzereydi Bülent Uygun. Bir televizyon kanalına bağlanarak büyük olasılıkla Manisaspor'un başına geçtiğini ve geçmemesinin artık sürpriz olacağını söyledi. 2 gün sonra kulüple hocanın anlaşamadığı haberleri çıktı ve Bülent Uygun bu takıma gitmedi.

2009-2010 sezonu sonu. Bülent Uygun Gaziantepspor ile her konuda anlaştığını açıkladı. Başkan ile resimleri gazetelere çıktı. Antep halkı hocayı karşıladı, sevgi gösterilerinde bulundu. Bu bir rastlantı mı yoksa Bülent hoca tam imzayı atmadan önce farklı isteklerinden mi bahsediyor? Bir teknik direktör basına çıkıp ''artık x takım ile anlaştım'' dedikten sonra bu imza atılmıyorsa bu işte bir yanlış var demektir. Her şey bitene kadar açıklama yapmayacaksın demektir. Neyin acelesi bu? Bundan sonra Bülent Uygun bilmemnespor'un başına geçti haberleri duyduğunuzda inanmayınız. Yanlış anonstur.

Harry Redknapp 2010'un en iyisi



Premier lig'in 2010 senesindeki ''en iyi teknik direktör'' ödülü Tottenham'ın hocası Harry Redknapp'a gitti. Tottenham ligi bu sene 4. bitirdi ve şampiyonlar ligine katılma şansı yakaladı.

Bu sezon Tottenham'ın başında ligde 38 maçta 21 galibiyet, 10 mağlubiyet ve 7 beraberlik aldı. Redknapp 2008 yılında Juande Ramos'un Tottenham'dan gönderilmesi üzerine takımın başına geçmişti.

Redknapp eskiden formasını giydiği Bournemouth'da 1986-1987 yılında 3. lig şampiyonluğu ve 1983 ve 1984 sezonunda da lig kupasını kazandı. 1999 yılında West Ham ile intertoto kupasını kazandı. Portsmouth ile 2007-2008 sezonunda Fa cup'ı 2002-2003 sezonunda 1. lig şampiyonluğunu, 2007'de Barclays Asia Trophy'i kazandı. 2008'de de Community Shild'de finale çıkarak kupayı kaybetti. 2009'da da Tottenham ile League cup finaline kadar çıkarak kupayı kaybetti.